FİGES Başarı Hikayesi
Dr. İlhami Pektaş: Yerli ve Milli Üretime Adanmış Ömürler-58: FİGES Başarı Hikayesi
Yerli ve Milli Üretime Adanmış Ömürler-58: FİGES BaÅŸarı Hikayesi
Dr. İlhami Pektaş
Türkiye’nin öncü mühendislik firması FİGES AÅž, 1990 yılında, simülasyona dayalı ileri mühendislik teknolojilerini Türkiye’de tanıtmak, eÄŸitimini vermek ve kullanılmasını saÄŸlamak amacıyla kurulmuÅŸtur. FİGES, bu yazılımları kullanarak ulusal ve uluslararası sanayi kuruluÅŸlarına, danışmanlık ve proje hizmetleri sunmaktadır. FİGES, Türkiye’nin Ar-Ge odaklı büyümesinde anahtar role sahip savunma, havacılık ve denizcilik sektörü baÅŸta olmak üzere, otomotiv, raylı sistemler, medikal, enerji, beyaz eÅŸya gibi birçok sektörde yürütülen Ar-Ge çalışmalarına; mekanik ve elektronik tasarım, ileri mühendislik, analizleri ve prototip üretimi ve testleri konusunda uzmanlaÅŸmış mühendis kadrosu ile hizmet vermektedir. 2014 senesinden itibaren farklı sektörlerde ihtiyaç duyulan ve Türkiye’de üretilmeyen kritik sistem, alt-sistem ve ürünlerin geliÅŸtirilmesi ve ticarileÅŸtirilmesi konusunda çalışmalarına ivme kazandırmış ve 2017 senesi itibariyle bu ürünlerin seri üretimine yeni ÅŸirketler kurarak faaliyetlerini devam ettirmiÅŸtir.
“Yeni fikirlerden üretim aÅŸamasına kadar, mühendisliÄŸin her alanında merak, yaratıcılık, heyecan, titizlik ve ekip çalışması ile yaklaşım” vizyonuna sahip FİGES’in BaÅŸarı Öyküsünü yönetim kurulu baÅŸkanı Dr. Tarık ÖÄŸüt’ten dinleyelim.
Tarık Bey bize kendinizi tanıtır mısınız?
Ben dört çucuklu bir ailenin üçüncü çocuÄŸu olarak 10 Haziran 1948’de, Zeugma antik köyünün 15 km batısında yer alan Nizip’te dünyaya gelmiÅŸim. Annem ev hanımı ve babam bir ayakkabı ustasıydı. Annem de babam da okuma-yazma bilir, ilk okula gitmiÅŸler fakat 1. Dünya Savaşı öncesi koÅŸullarda diploma alamamışlar. Babam Osmanlıca da okur yazardı. Nizip’teki evimizin ortasında “hayat” denilen bir bahçesi ve bahçenin ön ve arkasında tek katlı iki taÅŸ yapı vardı. Bu evde dedem ve halalarımla beraber kalırdık. Evimizin hayatında bir ekÅŸi nar aÄŸacı, bir incir aÄŸacı ve üzüm asması vardı. Hayat günlük yaÅŸamın geçtiÄŸi bir alandı. Bu alanda ayrıca; çamaşır yıkanır, ekmek yapılır veya hasat zamanı eve gelen zeytinler, fıstıklar, üzümler ayıklanırdı. BoÅŸ vakitlerimizde anneme ev iÅŸlerinde yardım ederdik. O zamanlar hiç kimsenin evinde bugünkü ev aletleri yoktu. Evlerde buzdolabı yerine ahÅŸap “Telli Dolap”, çamaşır makinası yerine odun ocağı ve “TeÅŸt” tabir edilen çelikten geniÅŸ bir leÄŸen vardı. 1950’li yıllarda Türkiye’de elbise ve ayakkabı kiÅŸiye özel yapılırdı, konfeksiyon son derece kısıtlıydı. Babam, küçük yaÅŸta bir ermeni ayakkabı ustasının yanında çırak olarak çalışmaya baÅŸlamış, zamanla ayakkabı ustası olmuÅŸ ve sonra kendi dükkanını açmıştı. Ayakkabı yapmak için ahÅŸaptan kalıpları, örs, çekiç, çiviler, büyükçe deri iÄŸneleri, muhtelif deriler, kösele, meÅŸin, çiriÅŸ gibi ayakkabı imalatında kullanılan malzemeler ve bir de ayakkabı sayasını dikmek için bir ayakkabı saya dikiÅŸ makinası vardı. Tatillerde ya babamın yanında veya diÅŸ teknisyeni olan dayımın yanında çıraklık yaparak geçirirdim.
Ayrıca, babam toprakla uÄŸraÅŸmayı çok severdi. Bu nedenle evimizden 4-5 km uzaklıkta büyük olmayan zeytin, fıstık bahçelerimiz ve üzüm baÄŸlarımız vardı. Bu bahçelerin ürünleri ile evimizin ihtiyacını karşılar, hasılatın bol olduÄŸu yıllarda fazlasını ahÅŸap sandıklarda yolcu otobüsünün üstünde Gaziantep’e götürür ve komisyonculara satardık. 1950’li yılların baÅŸlarında Nizip’de henüz ÅŸebeke suyu ve elektrik yoktu, her evin bir su kuyusu vardı ve evlerde aydınlatma için ÅŸiÅŸeli gaz lambaları kullanılırdı. Basit fakat bir çocuk için çok eÄŸlenceli olan o günlerimizi büyük bir özlemle anımsıyor, son derece eÄŸlenceli ve renkli bir çocukluk geçirdiÄŸim için kendimi günümüzün dijital çağı çocuklarına göre çok ÅŸanslı hissediyorum.
BaÅŸarınıza yön veren okul hayatınız nasıl geçti?
1955 yılında Cumhuriyet İlkokulu’nda okula baÅŸladım. Birinci sınıf öÄŸretmenimiz Müzeyyen ÖÄŸretmendi. Bizlere anne ÅŸefkati ile yaklaÅŸan bir öÄŸretmendi. Müzeyyen öÄŸretmen benim okul hayatımda adeta bir kilometre taşı olmuÅŸtur. Okulu ve okumayı sevdiren bu ÅŸefkatli öÄŸretmeni yaÅŸamım boyunca hiç unutamadım. Günümüzde, çocuklarına nitelikli okul arayan anne ve babalarla sohbet ederken hep aynı ÅŸeyi söylüyorum. İlkokula baÅŸlayacak çocuÄŸunuza isim yapmış bir okul deÄŸil, ÅŸefkatli bir sınıf öÄŸretmeni bulursanız en doÄŸru iÅŸi yapmış olursunuz. Okumak; sadece ilkokul, ortaokul, lise ve üniversiteden ibaret deÄŸil; ”Okumak” yaÅŸam boyu süren uzun bir süreç. YaÅŸam boyu olan bu uzun süreçte insan, ancak öÄŸrenmeyi çok severse baÅŸarılı olabilir. Okumayı ve öÄŸrenmeyi sevmeyi ise çok ÅŸefkatli bir öÄŸretmen aşılayabilir. 1960 yılında Nizip’te Ali Alkan Ortaokulu’na baÅŸladım. Ortaokul müdürümüz Kenan Demir aynı zamanda okulun fizik öÄŸretmeniydi. Disipline aşırı önem veren bir öÄŸretmendi. Matematik öÄŸretmenimiz, Ahmet Özer, genç ve disiplinli bir insandı. Ortaokulun ilk iki sınıfında bu muhteÅŸem öÄŸretmenimden aldığım matematik bilgisi ve sevgisinin beni tüm okul hayatım boyunca etkilediÄŸini ve yönlendirdiÄŸini söylemeliyim. Nizip’te o yıllarda lise yoktu. Bu nedenle ortaokulu bitiren öÄŸrenciler Nizip’e en yakın olan Gaziantep Lisesi’ne gitmek zorundaydılar. Gaziantep Lisesi bölgede kalitesiyle ün salmış bir liseydi. Ben de parasız yatılı sınavını kazanarak Gaziantep Lisesi’nde yatılı olarak okumaya baÅŸladım. O zamanlar Nizip-Gaziantep arası 48 kilometreydi ve o günlerin otobüsleriyle 1,5-2 saat sürerdi. DoÄŸup büyüdüÄŸüm kasabadan ve evden 14 yaşında ayrıldım. Birey olmanın, kendi ayaklarının üstünde durmayı öÄŸrenmenin çok güzel bir duygu olduÄŸunu söylemeliyim. Ayrılıklar biraz zor ve buruk olsa da, ben ÅŸahsen hep avantajlarını yaÅŸadım. 1963-1964 öÄŸretim yılında Gaziantep Lisesi’nde ikinci sınıfta okurken İstanbul HaydarpaÅŸa lisesine naklimi yaptırdım. Bu deÄŸiÅŸiklik, İstanbul’da İTÜ Ä°nÅŸaat Fakültesi’nde okuyan aÄŸabeyim ile ilgiliydi. Benim için yeni bir dönem baÅŸladı. 1964-1966 yılları arasında lise 2. ve 3. sınıfları tarihi HaydarpaÅŸa Lisesi’nde okudum. Bu okulda efsanevi hocalardan aldığım dersleri ve laboratuvar deneyimlerimi asla unutamam. Özellikle sıradışı fizik öÄŸretmenimiz Yahya Kızılsümer hocamızın benim ilerideki yıllarda teorik makina alanında uzmanlaÅŸmama vesile olduÄŸunu söyleyebilirim. Kendisini hiç bir zaman unutamadım ve her zaman minnetle andım.
Üniversiteyi Almanya’da okudunuz. Üniversite hayatınız konusunda bilgi verebilir misiniz?
1960’lı yıllarda günümüzdeki gibi tek bir üniversite giriÅŸ sınavı yoktu. Her okul kendi giriÅŸ sınavını yapıyordu. Ben üç sınava girmek için baÅŸvurmuÅŸtum: İstanbul Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Yabancı Devletler Sınavı. ÖnceliÄŸim tartışmasız İTÜ Makina Fakültesi’ydi. Yabancı Devletler Sınavını kazanmak ve yabancı bir ülkede okumak bana imkansız, hatta hayal gibi geliyordu. Yabancı Devletler Sınavına baÅŸvuru formunda üç konuda tercih sıralaması yapmamız isteniyordu. Bunlardan birincisi öÄŸrencisi olmak istediÄŸiniz ve öÄŸrenimden sonra çalışmak istediÄŸiniz kamu kurumu, ikincisi tahsil yapmak istediÄŸiniz yabancı ülke ve üçüncüsü ise okumak istediÄŸiniz bölüm. Benim birinci tercihlerim Etibank, Almanya ve Makina MühendisliÄŸiydi. Bu sınava tüm Türkiye’den 500 civarında öÄŸrenci katılmıştı. Sınavda 25 kazanan öÄŸrenci arasında 7’nci olmuÅŸ ve devlet burslusu olarak Almanya’da Etibank hesabına makina mühendiliÄŸi okumaya hak kazanmıştım. 18 yaşındaydım ve yaÅŸamımda yeni bir serüven baÅŸlıyordu. Ben ve kefillerim 163.000 TL tutarında bir taahhütname imzaladık. BaÅŸarısız olursam harcadığım tutar geri ödenecekti. 1966 yılında 1 Alman Markı 2,25 Türk Lirasıydı, yani taahhüt tutarı 72.444 Alman Markı’ydı. Kefillerim, Nizip Ziraat Bankası’nda veznedar olarak çalışan dayım ve diÄŸer bazı esnaf akrabalarımızdı. Ben okuyamazsam bu kiÅŸilerin gelirlerine ve mallarına icra gelecekti.
Bu korku ve endiÅŸe ile 11 Kasım 1966 günü Sirkeci garından trenle Münih’e hareket ettim. 13 Kasım günü akÅŸama doÄŸru Münih tren garına vardım. İkinci bir tren ile gece yolculuÄŸu yaparak Bonn’a hareket ettim. 14 Kasım Pazartesi günü sabah saatlerinde Bonn’a vardım. Elimdeki bavulumla doÄŸru Türkiye ElçiliÄŸi’ne gittim. ÖÄŸrenci müfettiÅŸliÄŸi, 01 Aralık 1966 tarihinde baÅŸlamak üzere Boppard am Rhein kasabasındaki Goethe Institut için kaydımı yaptırdı. Boppard am Rhein, Ren nehri kıyısında çok ÅŸirin bir kasabaydı. Goethe Institut öÄŸrencilerini Alman ailelerin yanına yerleÅŸtiriyordu. Böylece hem öÄŸrenciler alman kültürü ile tanışmış oluyor, hem de kasabanın sakinleri böylece bir gelir elde ediyorlardı. Konakladığım yerde, iki katlı müstakil bir evin üst katındaki küçük bir odayı İranlı bir öÄŸrenci ile paylaşıyordum. Ev sahibimiz Frau Pennartz, yaÅŸlı ve çok titiz bir hanımefendiydi. Evi bahçeli ve tertemizdi. Evde, bizden baÅŸka bir de master yapmak için gelmiÅŸ bir Türk öÄŸrenci kalıyordu.
Almanca kurslarından sonra Üniversitelere baÅŸ vurmaya baÅŸladım. Aachen, Darmstadt, Braunschweig ve Berlin Teknik Üniversiteleri’nden ÅŸartlı kabul almıştım. Berlin Teknik Üniversitesi’nin koÅŸulu, Türkiye’de üniversite giriÅŸ sınavlarında bir Teknik üniversitenin makina bölümünü kazandığımı kanıtlayan bir belgeydi. İTÜ Makina Fakültesi’nı kazanmış olmam çok iÅŸime yaradı ve Berlin Teknik Üniversitesi’nin talep ettiÄŸi bu belgeyi İTÜ’den hemen temin edip akseptans almayı baÅŸardığımda dünyalar benim olmuÅŸtu. Ancak, 1967 güz döneminde öÄŸrenime baÅŸlayabilmem için bir engel vardı. Makina fakültesinde okuyacak öÄŸrencilerin öÄŸrenim öncesi altı aylık fabrika stajı mecburiyetleri olduÄŸundan, Eylül sonuna kadar hem Almanca öÄŸrenmeyi hem de stajımı tamamlamam gerekiyordu. Goethe Institut ikinci kursu olan Grundstufe 2‘ye, farklı yerleri görüp tanımak amacıyla aynı yerde yapmayıp Hamburg ÅŸehrinin güneyinde yer alan Lüneburg’daki Goethe Institut’ta devam ettim. Okul bizi Wolfsburg kentindeki Volkswagen fabrikasını ziyarete götürmüÅŸtü. Devasa fabrikanın üretimini görmek beni çok büyülemiÅŸti. O yıllarda “kaplumbaÄŸa” olarak tabir ettiÄŸimiz araçlar üretimdeydi. Fabrikadaki muhteÅŸem üretimi görünce makina mühendisi kararımın doÄŸru olduÄŸunu anladım.
Dört ay Goethe Institut‘ta Almanca öÄŸrendikten sonra konuÅŸma yeteneÄŸimi geliÅŸtirmek için Lübeck civarında belki 50-60 haneli küçücük bir köy olan Sandesneben’de bir aile yanında dört hafta kaldım. DiÄŸer alman köyleri gibi bu köy de tertemiz ve moderndi. Evin annesi olan Frau Bartels üç çocuk annesi 60 yaÅŸlarında bir hanımefendiydi. Dört hafta boyunca bu ailenin bir ferdi gibi yaÅŸayarak halkın konuÅŸtuÄŸu almancayı öÄŸrenmeye çalıştım. Bir an önce kendime ön staj yapacağım bir yer arıyordum. 1967 yılında Almanya’da iÅŸsizlik vardı, iÅŸ bulmak ÅŸöyle dursun staj yeri bulmak bile çok zordu. Frau Bartels’in desteÄŸiyle Ruhr Bölgesi’nde bulunan Lüttringhausen kasabasındaki Karl Diederichs Dirostahl çelik fabrikasında bir staj yeri buldum. Bir de ayda 400 DM ücret alacağımı öÄŸrenince dünyalar benim olmuÅŸtu. Etibank’tan ayda 460 DM burs geliyordu ve neredeyse bir o kadar daha ek gelirim olacaktı. Hayal ettiÄŸimden öte bir ÅŸey olmuÅŸtu. Frau Bartels olmasaydı bu staj yerini bulamazdım. Bana Almanya’da bir ay annelik yapan bu deÄŸerli insanı hiç unutmadım.
Almanya’da ağır sanayinin merkezi, bilindiÄŸi gibi Ruhr bölgesidir. Staj yerimin bu bölgede olması çok güzel bir tesadüf olmuÅŸtu. Hem Almanya’yı tanımak ve hem de mesleÄŸimle ilgili bir ÅŸeyler öÄŸrenmek istiyordum. 1 Mayıs 1967 günü staja baÅŸlamak üzere Lüttringhausen’a geldim ve bir iÅŸçi yurduna yerleÅŸtim. Dirostahl 400 yıllık bir aile ÅŸirketiydi ve çelik dövme konusunda uzmandı. Haddehanede, yaklaşık 1300 0C’ye ısıtılarak kor haline getirilen çelik parçalara hidrolik çekiçlerle ÅŸekil veriliyordu. 18 yaşında bir genç olarak kendimi ağır sanayinin tam ortasında bulmuÅŸtum.
Haddehanede yapılan iÅŸ, demircilerde görmeye alışkın oduÄŸumuz, çekiç ve örs kullanarak fırında kor haline getirilmiÅŸ çeliÄŸi döverek belirli bir ÅŸekil vermekten ibaretti. Dirostahl firmasında bu iÅŸ daha modern araç ve gereçlerle sanayi tarzında icra ediliyordu. Stajyer deÄŸil, tam iÅŸçi gibi çalışıyordum. Bana niçin 400 DM maaÅŸ verdiklerini anlamıştım. ÖÄŸrenci olarak bizlere o zaman ayda 460 DM verildiÄŸine göre, bir iÅŸçi maaşının yaklaşık olarak 500-600 DM mertebelerinde olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Ben de yeni baÅŸlayan bir iÅŸçi durumundaydım ve maaşımızı bir zarf içinde alıyorduk.
Üç buçuk ay bu ÅŸirkette çalıştıktan sonra Remscheid’da bulunan Alexanderwerk adındaki bir demir döküm firmasında stajıma devam ettim. Burada da bir buçuk ay çalıştıktan sonra Ekim 1967’de Batı Berlin’e giderek öÄŸrenime baÅŸladım. 1973 yılında makina fakültesinden mezun oldum. Hiç ara vermeden baÅŸladığım doktora sürecini 1977 yılında tamamladıktan sonra 1978 yılında Türkiye’ye döndüm. Amacım, İTÜ Makina Fakültesi’nde akademisyen olarak çalışmaktı. 1970’li yılların baÅŸlarında Türkiye’de baÅŸlayan öÄŸrenci olayları, 1970’lerin sonlarında saÄŸ-sol kutuplaÅŸmasına ve sokak çatışmalarına dönüÅŸmüÅŸtü. Üniversitelerde ders yapılamaz olmuÅŸ, akademisyenler ve öÄŸrencilerin sokak çatışmalarında hayatlarını kaybetmeleri sıradan bir olay haline gelmiÅŸti. Türkiye’de üniversiteler çok karışıktı. Gönlüm İTÜ’de kalmaktı, ne var ki can güvenliÄŸinin olmadığı ve derslerin saÄŸ ve sol gruplar tarafından sürekli sabote edildiÄŸi bir ortamda ders vermek, Ar-Ge yapmak zordu.
O yıllarda bir resim öÄŸretmeni olan kıymetli eÅŸimle tanıştım, evlendim ve eÅŸimle birlikte tekrar Almanya’ya dönerek sanayide çalışmaya baÅŸladım. Dört yıl Münih civarında bulunan IABG adındaki bir Savunma, Havacılık ve Uzay ÅŸirketinde çalıştım ve uzmanlığım olan makina dinamiÄŸi alanında bir ESA(European Space Agency) projesini yönettim. Daha sonra aynı ÅŸirketin mühendislik merkezinde sonlu elemanlar mühendisi olarak üç yıl görev yaptım. Bundan sonraki iÅŸ yerim BMW’nin Münih’deki araÅŸtırma ve geliÅŸtirme merkezi oldu. Åžirketin motor geliÅŸtirme bölümünde motorların sonlu elemanlar yöntemi ile modellenmesi konusunda Ar-Ge mühendisi olarak iki yıl görev yaptım. Bu görevimden sonra radikal bir karar alarak bir amerikan bilgisayar firmasının satış departmanında çalışmaya baÅŸladım ve böylece uzun süren mühendislik kariyerimden sonra yaÅŸamıma farklı bir yön veren satış dünyası ile tanışmış oldum.
FİGES nasıl kuruldu?
Doktora tezimde, 4,5 yıl bir kısmi diferansiyel denklem çözümü üzerine çalışmıştım. Tamamen analitik olan bu çalışma esnasında diferansiyel denklemlerin nümerik çözüm yöntemlerine de ilgi duydum ve Karakteristikler yöntemi, Sonlu Farklar, Sonlu Elemanlar Yöntemi gibi konularda dersler aldım.
Mühendislik bilimleri, fizik biliminin sanayiye uygulanmasından baÅŸka bir ÅŸey deÄŸildir. Durum böyle olunca, mühendislik yaparken karşınıza uygulama alanına göre çeÅŸitli diferansiyel denklemler çıkar ve bu denklemlerin çözümü, sizi üzerinde çalıştığınız sanayi probleminin çözümüne götürür. Çözüm yöntemi, problemin tipine ve karakterine göre farklılık gösterir. İstisnai durumlarda, mesela doÄŸrusal problemlerde çözüm yöntemi analitik olabilir, yani probleminize yönelik bir takım formüller geliÅŸtirerek oldukça kolay çözüme ulaÅŸabilirsiniz. Ancak mühendislik problemleri çeÅŸitli açılardan doÄŸrusal olmadığından nümerik yöntemlere baÅŸ vurmanız genellikle kaçınılmaz olur.
1960’lı yılların sonlarında ve 1970’li yılların baÅŸlarında ABD’de iki sektör bilim ve teknolojide itici yol oynamaktaydı. Bunlar, NASA çatısı altında uzay araÅŸtırmaları ve Westinghouse bünyesinde nükleer reaktör geliÅŸtirme çalışmalarıydı. Bu alanlarda çözülmesi gereken mühendislik problemleri kesinlikle sıradan problemler deÄŸildi. Roket veya uydu geliÅŸtirirken yapacağınız hesaplardaki bir hata milyonlarca dolara hatta can kaybına mal olabileceÄŸi gibi, aynı ÅŸekilde bir nükleer reaktör geliÅŸtiriken yapılacak olası bir hata da büyük bir nükleer felakete yol açabilir. Bu iki sektör de hassas ve güvenilir hesap yöntemlerine ihtiyaç duyar. İşte bu düÅŸünceyle birbirinden tamamen bağımsız olarak NASA çatısı altında NASTRAN ve Westinghouse bünyesinde ANSYS kodlarının geliÅŸtirilmesine baÅŸlandı. NASTRAN tamamen kamu kaynakları ile geliÅŸtirildiÄŸinden açık kaynak koduna sahipti ve ücretsizdi, ancak ticarleÅŸtirilmiÅŸ sürümü elbette ücretle satılıyordu. ANSYS kodu ise o yıllarda Westinghouse firmasında çalışan Dr. John Swanson adlı bir makina mühendisi tarafından geliÅŸtirilmeye baÅŸlandı. Dr. Swanson daha sonra Westinghouse firmasından ayrılarak kendi ÅŸirketi olan Swanson Analysis Systems (SASI) firmasını kurdu. Bu ÅŸirketin adı daha sonraki yıllarda deÄŸiÅŸtirilerek ANSYS Inc oldu.
Mezun olduktan sonra yedi yıl çalıştığım IABG adlı Savunma Havacılık ÅŸirketinin son üç yılında ÅŸirketin yüksek donanımlı hesap merkezinde görev yaptım. Görevli olduÄŸum bölümün faaliyet konusu, hesap merkezinde bulunan Control Data firmasının güçlü bilgisayarında çalışan sonlu elemanlar yöntemine dayanan ticari yazılımların firma dışındaki kullanıcılarına teknik destek vermekti. Bu yazılımlar; ANSYS, NASTRAN, ADAMS, LSTC/DYNA2D gibi analiz yazılımlarıydı. Yaklaşık 25 kiÅŸilik bölümümüz ağırlıklı olarak makina mühendislerinden oluÅŸmaktaydı. Ben öncelikli olarak ANSYS desteÄŸi veriyordum. BMW, Daimler gibi büyük ÅŸirketler hariç tüm sanayi kuruluÅŸları müÅŸterimizdi. Büyük otomotiv firmalarının kendi hesap merkezleri ve yazılımları mevcut olduÄŸundan böyle bir hizmete ihtiyaçları yoktu. MüÅŸterilerimiz firmalarındaki modemler üzerinden hesap merkezimize baÄŸlanıyor ve istedikleri yazılımı kullanıyorlardı. Ay sonlarında müÅŸterilerimize kullandıkları donanım ve yazılım sürelerine göre bir fatura gönderiliyordu, tıpkı günümüzdeki elektrik ve su faturaları gibi. Bu tarz donanım ve yazılım kullanımı, o günlerde bilgisayar donanımı ve analiz yazılımlarının son derece yüksek maliyetli olmalarından kaynaklanıyordu. Ancak çok büyük iÅŸletmeler bu milyonlarca dolarlık yüksek maliyetleri karşılayabilecek durumdaydı. PC’ler henüz yoktu. Sadece “mainframe” tabir edilen büyük odaları dolduran devasa boyutlarda bilgisayarlar, kart okuyucular ve bilgi depolayan tape sistemleri vardı. Bu son derece heyecan verici teknoloji dünyasında edindiÄŸim bilgi ve tecrübeyi memleketime aktarmanın yollarını aramaya baÅŸlamıştım. İşte FİGES’in kuruluÅŸ fikri tüm bu tecrübelerimin Türkiye’de uygulanması fikrinden kaynaklandı. Hiçbir zaman emeklilik yaşıma kadar Almanya’da yaÅŸamayı düÅŸünmedim. Zaten mezuniyetten sonra Türkiye’ye dönüÅŸ yapmış, ancak terör olaylarından dolayı Türkiye’yi terk etmek zorunda kalmıştım.
Sürekli yurda dönüÅŸ hayalleri kuruyordum. 1980’li yılların sonlarında merhum Turgut Özal’ın baÅŸlattığı modernleÅŸme ve dışa açılma hamleleri meyvelerini vermeye baÅŸlamıştı. Türkiye, zincirlerini kırmış ve 1970’li yıllara göre son derece dinamik ve çevik bir yapı kazanmıştı. Telekomünikasyon sorunu çözülmüÅŸ, döviz piyasası liberalleÅŸmiÅŸ, yurt dışı ile iÅŸ yapmak için neredeyse bütün engeller ortadan kaldırılmıştı. İşte bu yeni ÅŸartları dikkate alarak 1990 yılı Eylül ayında ailece Türkiye’ye dönmeye karar verdik ve yaÅŸamımızda yepyeni bir sayfa açtık. 1990 yılında Türkiye’ye döner dönmez FİGES, Fizik ve Geometride Bilgisayar Simülasyonu Ltd. Åžirketini kurdum. Amacım, mühendislik simülasyonları konusunda yurt dışında elde ettiÄŸim tecrübeyi Türk sanayisine taşımaktı. Bu alanda çalışmaktan büyük haz duyduÄŸumu özellikle belirtmeliyim. Analiz modelleri hazırlarken fizik biliminin neredeyse tüm disiplinlerine dokunmak zorunda kalıyordum ve mühendilik problemlerine bu geniÅŸ açıdan bakma imkanı mesleki geliÅŸimime de büyük katkı saÄŸlıyordu. Artık sadece, uzmanlık alanım olan makina dinamiÄŸi ile uÄŸraÅŸmıyor, fiziksel mühendislik bilimlerinin tüm disiplinleri önüme geliyor ve çözüm bekliyordu. Bu zorlanma bana mühendislik problemlerine bütüncül bakma yeteneÄŸi kazandırdı. Sanayicinin ürünleri ile ilgili sorunlarına çözümler üretmek bana büyük keyif veriyordu.
ANSYS konusunu biraz açar mısınız?
En çok kullandığım ve en fazla bilgi sahibi olduÄŸum ANSYS yazılımını Türkiye’de uygulamak, teknik destek ve eÄŸitimlerini vermek istiyordum. Almanya ANSYS temsilcisi CADFEM firmasının sahibi Dr. Günter Müller beyin referansı ve kiÅŸisel desteÄŸi ile ÅŸirketin sahibi Dr. Swanson‘dan randevu alıp ABD’ye gittim. Dr. Swanson ile CADFEM tarafından her yıl düzenlenen kullanıcı toplantılarından kiÅŸisel olarak tanışıyordum. ANSYS Türkiye temsilciliÄŸi konusunda Dr. Swanson ile anlaşıp Türkiye’ye döndüm ve iÅŸe koyuldum. Åžirket yerinin Bursa olması ağırlıklı olarak ailevi nedenlerden kaynaklansa da, Bursa’nın bir sanayi ÅŸehri ve otomotiv sanayinin merkezi olması burada üs kurmak için o günün koÅŸullarında doÄŸru bir seçimdi. İstanbul’a yakınlığı da diÄŸer önemli bir faktördü.
1990’lı yıllarda Türkiye’de ANSYS kullanımı hangi düzeydeydi?
1990 yılında Aselsan haberleÅŸme cihazları üretiyor, Roketsan henüz yeni kurulmuÅŸ, TAİ ÅŸirketi F-16 montajı yapıyor, 1985 yılında kurulmuÅŸ olan TEİ ise General Electric firması için uçak motoru parçaları üretiyordu. FNSS ve MİKES firmaları henüz yeni kurulmuÅŸtu. İmalat sanayi denilince Bursa Türkiye’de bir ağırlık merkezi konumundaydı.
Ar-Ge çalışmaları açısından 1990’lı yılların baÅŸlarında Türkiye’de en önde gelen ÅŸirketler Aselsan ve ÅžiÅŸecam’dı. Aselsan 1988 yılında ilk ANSYS lisansını satın almış, Aybars Küçük ve Rıdvan Toroslu adındaki iki kıymetli makina mühendisi analiz çalışmalarına baÅŸlamıştı. ÅžiÅŸecam’ın ise Topkapı’daki ÅŸiÅŸe fabrikası bünyesindeki AraÅŸtırma ve GeliÅŸtirme merkezi o günün Türkiye’sinde yüksek donanımlı bir Ar-Ge üssüydü. Orada yapılan deneysel ve teorik çalışmalar uluslararası düzeydeydi. Henüz bir sonlu elemanlar yazılımı kullanmıyorlardı ancak bu teknolojiyi yakinen tanıyor ve bir an önce kullanmaya baÅŸlamak istiyorlardı. Makina mühendisi Nedim Erinç ÅžiÅŸecam hesabına İngiltere’de yüksek lisans yapmış ve henüz firmasına dönmüÅŸ, sonlu elemanlar alanında Ar-Ge bölümünün çeÅŸitli problemleri üzerinde çalışmak istiyordu. 1990’lı yılların baÅŸlarında Ar-Ge konusuna büyük önem veren ve bu alanda yoÄŸun yatırım yapan diÄŸer bir kuruluÅŸ da Türk Elektrik Endüstrisi(TEE) idi. Arçelik’e ait olan bu ÅŸirket o yıllarda, Topkapı’da bugünkü Koç Üniversitesi Hastanesi’nin yerinde faaliyet göstermekte, çamaşır makinaları için motor ve buz dolapları için kompresör geliÅŸtirmekte ve üretmekteydi. Ar-Ge müdürleri Rıdvan EÄŸin; tasarım, analiz ve test mühendislerinden oluÅŸan son derece yetenekli bir ekip kurmuÅŸtu. Emin Sönmez, Harun Açıkgöz, Cüneyt Öztürk, Aydın Bahadır, Ahmet Açıkgöz gibi kıymetli makina mühendisleri bu ekibin omurgasını oluÅŸturmaktaydı. 1990’lı yılların ikinci yarısında Arçelik, yeni bir yapılanma çerçevesinde alınan bir kararla buradaki muhteÅŸem ekibi iÅŸletmelere dağıtarak sonlandırdı.
1991 yılı Ocak ayında Bursa Almira Hotel’de Makina Mühendisleri Odası tarafından Bilgisayar Destekli Tasarım ve Üretim(CAD/CAM) Semineri düzenlendi. Bu etkinlik adeta Türkiye’nin dijitalleÅŸme döneminin baÅŸladığının ilanı mahiyetindeydi. EtkinliÄŸe Türkiye’nin önde gelen sanayi kuruluÅŸları ve Üniversitelerinden 70 civarında uzman katıldı. Ayrıca CAD/CAM ve CAE yazılımlarının pazarlama ve satışlarını yapan ÅŸirket temsilcileri de oradaydı. Dolayısıyla ben de ilk kez bu etkinlikte ANSYS yazılımını tanıtma olanağını bulmuÅŸ ve ilgili uzmanlar ile tanışma imkanım olmuÅŸtu. O günden beri sürekli irtibat halinde olduÄŸum ve ara ara birlikte çalışma fırsatı bulduÄŸum Sayın Mehmet Bursa(MB Mühendislik), Prof.Dr. Bilgin KaftanoÄŸlu(ODTÜ), Prof.Dr. Mustafa İlhan Gökler(ODTÜ), Prof.Dr. Sahir Arıkan(ODTÜ), Prof.Dr. Murat Dinçmen(İTÜ), Prof.Dr. Erdal Emel(UludaÄŸ Üniversitesi), Prof.Dr. Cemal Çakır(UludaÄŸ Üniversitesi), Prof.Dr. Ferruh Öztürk(UludaÄŸ Üniversitesi) hepsini minnetle anıyorum.
MATLAB Simulink nedir ve hangi alanlarda kullanılmaktadır?
MATLAB 1970’li yılların sonlarında doÄŸrusal cebir operasyonları için geliÅŸtirildi. Özellikle sanayideki rozonans problemlerinin matematikteki temelini oluÅŸturan “ÖzdeÄŸer(Eigenvalue)” problemlerinin çözümünü amaçlıyordu. Bugün firmanın logosu “L” ÅŸeklindeki bir plakanın özvektörüdür. MATLAB, ilerleyen yıllarda matematiÄŸin tüm disiplinlerini kapsayan bir yazılım sistemine dönüÅŸmüÅŸtür. Simulink yazılımının MATLAB’e dahil edilmesi ile blok diagram temelli modelleme, yani Model-Tabanlı-Tasarım imkanı gelmiÅŸ ve yazılımın adı MATLAB Simulink olarak deÄŸiÅŸtirilmiÅŸtir. Kontrol algoritmaları ve kodlarının hızlı ve güvenilir bir ÅŸekilde geliÅŸtirilmesi bu sayede mümkün olmuÅŸtur.
MATLAB Simulink’in kendisi bir yazılım olsa da, aslında bir gömülü yazılım geliÅŸtirme platformudur. Bu ÅŸekilde geliÅŸtirdiÄŸiniz bir gömülü yazılımı C koduna dönüÅŸtürüp ve bu kodu bir mikroiÅŸlemciye yükleyerek MATLAB Simulink’ten bağımsız olarak koÅŸturabilirsiniz; yani, MATLAB Simulink lisansına gerek duymadan tamamen kendinize ait bir koda sahip olabilirsiniz.
Savunma, havacılık, uzay, otomotiv, makina, telekomünikasyon, yapay zeka, büyük veri iÅŸleme ve medikal gibi teknolojik sektörlerde MATLAB Simulink kullanımı bir endüstri standardı konumuna gelmiÅŸtir. Bu nedenle tüm dünyada üniversitelerin baÅŸta elektrik-elektronik ve makina bölümleri olmak üzere tüm mühendislik bölümlerinde uygulamalı olarak öÄŸretilmektedir. Son yıllarda finans dünyası da geleceÄŸe yönelik ekonomik tahminler yaparken MATLAB kullanmaktadır.
MATLAB Simulink kullanarak bir makinanın üretilmeden önce nasıl çalışacağını bilgisayar ortamında görebilirsiniz. Bu modeller blok diagramlar ÅŸeklindedir. Sonuçların 3 boyutlu geometrik ÅŸekillerle de gösterilmesi mümkündür. Ancak sonlu elemanlar modellerinde olduÄŸu gibi geometrideki ayrıntıları görmek mümkün olmaz ve zaten amaç da bu deÄŸildir. Bu modellerin hedefi, tüm sistemin imal edilmeden önceki genel davranışını görmek ve olası hataları ürün geliÅŸtirmenin baÅŸlangıç aÅŸamasında tespit ederek düzeltmektir. Bir ürün geliÅŸtirilirken konsept aÅŸamasında MATLAB Simulink ile genel fonksiyon modeli yapılır ve sistemin zamana baÄŸlı davranışı optimize edilir. Bu aÅŸama tamamlandıktan sonra detaylı katı model tasarıma geçilir ve bu tasarımın sonlu elemanlar modeli oluÅŸturularak detaylı hesapları yapılır. ÖrneÄŸin mekanik sistemlerde gerilme dağılımına bakılır ve bu dağılıma göre kütle optimizasyonu yapılarak en hafif ve en dayanıklı tasarımın ortaya çıkması saÄŸlanır.
FİGES, 2001’den buyana MATLAB Simulink yazılımının Türkiye’de tek temsilcisi olup güçlü kadrosu ile eÄŸitim ve teknik desteÄŸini saÄŸlamakta ve aynı zamanda proje hizmetleri vermektedir.
İleri Mühendislik Uygulamalarından biraz bahseder misiniz?
ANSYS ve MATLAB Simulink yazılımları tüm dünyada ürün geliÅŸtirme sürecinde kullanılan en güçlü mühendislik araçlarıdır. Bu iki yazılım sistemine sahip ve bunları etkin kullanabilen bir ÅŸirket, güçlü bür mekanik tasarım ekibiyle aklınıza gelen her ürünü geliÅŸtirebilir. Bir ürün geliÅŸtirirken tasarımcının aklına bazen absürt fikirler gelebilir. Absürt fikirler içeren tasarımları fiziksel olarak denemek tahmin edileceÄŸi gibi çok riskli olabilir. Ancak sanal prototipler yardımı ile bu tür denemeleri sınırsız yapabilirsiniz. Bir çok yeni buluÅŸların sıradışı fikirlerden ortaya çıktığını biliyoruz. O halde, çağımızın bu güçlü araçları biz mühendislere hayal aleminde sınırsız hareket etme imkanı getirmektedir. Bu muhteÅŸem modelleme dünyasına giren ve buradaki “lezzeti” tadan mühendisler ve bilim insanları bu dünyadan kolay kolay çıkamazlar. Ben 30’lu yaÅŸlardan beri bu gizemli dünyadan hiç kopamadım.
Fizik biliminin disiplinlerini düÅŸünelim. Statik, genel olarak inÅŸaat mühendislerinin yoÄŸunlukla kullandığı bir fizik disiplinidir. Deprem durumları hariç; binalar, köprüler, yollar, barajlar hareketli olmayıp duran yapılar olduÄŸundan bu yapıları statik olarak modellemek gerekir. Ancak, bir nükleer reaktör yapısının üstüne bir uçağın düÅŸmesi senaryosunun modellenmesi kesinlikle dinamik bir olay olduÄŸundan statik olarak modellenemez. Bir elektrikli otomobilin elektrik motorlarının ısınmasını asgari düzeyde tutmak için motorun elektromanyetik olarak modellenip stator sargı yuvalarının geometrisini optimize etmek gerekir. Bu tür analizler için sonlu elemanlar yöntemini kullanmak doÄŸru olur. Elektrik motorunu süren elektronik kart üzerindeki komponentler sistem çalışırken ısınır ve bu ısıyı en uygun bir ÅŸekilde dışarı atmak gerekir. Aksi taktirde sürücünün ömrü kısalır ve elektrikli otomobiliniz sizi seyahatinizin en keyifli anında yolda bırakabilir. Bu problem için akışkanlar mekaniÄŸinin Navier-Stokes denklemlerini çözmeniz gerekir ve bunu ANSYS ile yapabilirsiniz.
Matematiksel modellemede mühendisin karşı karşıya kaldığı en zor durumlar modelleme esnasında nelerin ihmal edilip edilmeyeceÄŸine karar vermektir. Gerçek bir makinadan sanal bir modele geçerken tasarımda çözümü etkilemeyecek veya ihmal edilebilir düzeyde etkileyecek geometrik ve fiziksel özellikler varsa bunları modeleme yaparken ihmal edebilirsiniz. Aksi taktirde çözüm süreleri gereksiz yere uzar. BeÅŸ dakikada alabileceÄŸiniz sonuçlar beÅŸ saat, hatta beÅŸ gün sürebilir. Modelleme esnasında alınacak yanlış kararlar sizi yanlış sonuçlara götürebilir. Bu nedenle kullanıcının aldığı eÄŸitimin çok iyi olması ve tecrübeli mühendisler tarafından verilmesi büyük öneme haizdir.
Makina mühendisliÄŸinde problemler genel olarak dinamik olsa da çözüm sürelerini kısaltmak için problem statik gibi modellenebilir. Bunu yaparken mühendis yaptığı ihmallerin bilincinde olmalı ve analiz sonuçlarını yorumlarken dikkatli olmalıdır. İstanbul BoÄŸazı’ndaki asma köprüler duran yapılar gibi görünse de rezonans durumlarında büyük salınımlar yaparlar ve bu nedenle bu devasa yapıların statik incelemeden sonra dinamik olarak da modellenerek incelenmesi gerekir. Bir asma köprüye üstünden geçen tonlarca ağırlıktaki vasıtalar zarar vermeyebilir, ancak 2010 yılında Avrasya Maratonu esnasında yaÅŸandığı gibi, üstünde sadece yürümekte veya koÅŸmakta olan yayaların sebebiyet vereceÄŸi rezonans olayı nedeniyle köprünün çökmesine neden olabilir.
NUMESYS niçin kuruldu?
Dr. Swanson 1990’lı yılların ortalarında ÅŸirketi SASI’nin çoÄŸunluk hissesini TA Associates adındaki bir fon ÅŸirketine satınca ÅŸirketin yeni sahibi ANSYS yazılımına büyük yatırım yaparak firmanın organik ve inorganik büyümesini saÄŸladı. Bu deÄŸiÅŸiklikten sonra ÅŸirketin ünvanı ANSYS Inc. olarak deÄŸiÅŸtirildi. Akışkanlar mekaniÄŸi alanında CFX ve FLUENT, elektromanyetik alanda ANSOFT, eksplisit dinamik alanında Autodyn ve LS DYNA, optik alanda SPEOS, ZEMAX ve Lumerical gibi daha bir çok yazılım geliÅŸtiren ÅŸirket ANSYS firması tarafından satın alınarak ürün portföyüne eklendi ve böylece oldukça kısa bir zamanda ÅŸirketin büyümesi saÄŸlandı. 2010 yılında ANOVA firması tarafından temsil edilen FLUENT yazılımı ANSYS ürün ailesine dahil olunca ANOVA ÅŸirketi de ANSYS ÅŸirketinin Türkiye’de ikinci temsilcisi konumuna geldi. Bu iki baÅŸlılığa son vererek ANSYS kullanıcılarına daha güçlü bir teknik destek vermek amacıyla ANOVA ve FİGES güçlerini birleÅŸtirerek NUMESYS ÅŸirketini kurdu. Böylece ANYSYS yazılımının Türkiye’de pazarlanması, satışı, teknik desteÄŸi ve eÄŸitimleri NUMESYS tarafından saÄŸlanmaya baÅŸladı. FİGES ve ANOVA ise diÄŸer faaliyet alanlarında ticari faaliyetlerine devam ediyor.
MİLGEM projesine ne gibi katkılarınız oldu?
MİLGEM projesi kapsamında FİGES olarak bir askeri tersane olan İstanbul Tersanesi’nde beÅŸ yıl çalıştık. Bir savaÅŸ gemisinin milli imkanlarla tasarımı Deniz Kuvvetlerimiz için bir ilk olması nedeniyle projeyi hem ilginç hem de riskli kılmaktaydı. Projenin fikir babası Oramiral Özden Örnek ve organizasyonu yapan ve yöneten TuÄŸamiral M. SavaÅŸ Onur’du. Her iki komutanımızı da rahmetle anıyorum. İstanbul Tersanesi’nde projeyi fiilen yöneten Tümamiral Ahmet Çakır’dır. Bu üç isim de projenin ortaya çıkmasında ve baÅŸarılı bir ÅŸekilde tamamlanmasında kilit role sahiptir. Millet olarak bu üç deÄŸerli komutanımıza çok ÅŸey borçlu olduÄŸumuzu özellikle vurgulamak istiyorum.
2010’lu yıllarda Deniz Kuvvetleri savaÅŸ gemilerini teknik olarak çok iyi bilmesine raÄŸmen sonlu elemanlar analizleri konusunda bir alt yapısı yoktu. FİGES olarak biz ise, sonlu elemanlar analizleri konusunu çok iyi biliyorduk fakat bir savaÅŸ gemisini hakkında teknik olarak hiçbir bilgimiz yoktu. Hepimiz ve diÄŸer bir çok firma bir askeri tersane olan Pendik’teki İstanbul Tersanesi’nde yemek salonundan proje ofisine dönüÅŸtürülmüÅŸ bir mekanda kenetlenerek çalışmaya baÅŸladık ve bu çalışma aralıksız olarak tam beÅŸ yıl sürdü.
Gemiyi genel mukavemet, titreÅŸim ve akustik açıdan çok kez hesapladık ve optimize ettik. En dayanıklı ve en hafif tasarımı mühendis subaylarla birlikte ortaya çıkardık. Ayrıca egzost sistemini akustik ve akışkanlar mekaniÄŸi yönünden gerekli mühendislik analizlerini yaparak en iyi hale getirdik. Bunlar tamamlandıktan sonra su altında bir mayının patlaması durumunda gemi gövdesine gelen ÅŸok yüklerinin etkisini hesapladık. Bu analizleri bizim mühendislerimiz de ilk kez yapıyordu, çünkü Türkiye, ilk kez bir savaÅŸ gemisi tasarlıyordu. Tüm bu çalışmalar beÅŸ yıl içinde çok kez tekrarlanarak en optimal tasarım ortaya çıkarıldı.
Geminin seyir testleri baÅŸlayınca komutanlardan gelen bir yorum bizleri son derece mutlu etti ve beÅŸ yıllık yorgunluÄŸumuzu unutturdu: “Güvertede titreÅŸim olarak hiç bir ÅŸey hissetmiyoruz”. Çünkü bir savaÅŸ gemisi için en olmaması gereken ÅŸey titreÅŸim ve gürültü düzeyinin belirli bir toleransın üstünde olmasıdır. Bu durumda düÅŸman gemileri sonarlar vasıtasıyla yerinizi tespit eder ve gemiye saldırır. MİLGEM’de titreÅŸim ve gürültü riski tamamen ortadan kalkmış, böylece çok kritik bir iÅŸ baÅŸarılmıştı.
MİLGEM projesi bir çok askeri projeden herhangi bir tanesi deÄŸildir. Bir savaÅŸ gemisi tasarlamak ve inÅŸa etmenin çok zor bir iÅŸ olduÄŸunu bu devasa projede çalışırkan öÄŸrendim. Önce, geminin sudaki direncinin asgari düzeyde olması gerekir, bu özellik yakıt tüketimi açısından önemlidir. Bunun için gerekli havuz deneyleri İTÜ tarafından gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Ayrıca, denizdeki olumsuz deniz ÅŸartlarını ve askeri saldırı senaryolarını dikkate alarak güvenilir bir tekne tasarlamanız gerekmektedir. Ayrıca gemiyi tahrik edecek doÄŸru itki sisteminin seçilmesi ve bu sistemin tekneye titreÅŸim ve akustik yönden doÄŸru bir ÅŸekilde entegrasyonu büyük bir bilgi birikimi ve bilimsel yaklaşım gerektirmektedir. Motor titreÅŸimlerinin elektronik sistemleri olumsuz etkilememesi ve tekne üzerinden denize ses dalgalarının yayılmaması gerekmektedir. Geminin manyetik mayınlara karşı korunması için geminin manyetik alanını zayıflatmak için DeGauss adı verilen önlemler almak gerekmektedir. MİLGEM’in DeGauss sistemi Tübitak MAM tarafından gerçekleÅŸtirilmiÅŸtir. Askeri bir gemi için baÅŸka bir tehdit ÅŸok yükleridir. Gemiye bir askeri saldırı olduÄŸunda geminin hassas elektronik sistemlerinin fonksiyonuna devam etmesi gerekir, yani darbe yüklerine karşı da dayanıklı olmalıdır. Tekno Kauçuk, gemiye gelecek darbe yüklerinin sönümlenmesi için özel darbe sönümlendiriciler geliÅŸtirmiÅŸ ve üretmiÅŸtir.
MİLGEM korvetinin baÅŸarıyla tamamlanıp Deniz Kuvvetleri’ne teslim edilmesi, bence Türk insanına büyük bir özgüven saÄŸlamıştır. Bu kadar karmaşık bir sistemi tasarlayabilen ve imal edebilen bir ülke her türlü kompleks askeri projenin üstesinden gelebilir. Nitekim, son on yılda ortaya çıkan milli ürünlerimize hepimiz ÅŸahit olduk ve olmaya da devam etmekteyiz. MİLGEM bu açıdan ülkemiz için büyük stratejik öneme haiz kritik bir projedir.
BuildUp Academy neler yapıyor?
Sanayimizin katma deÄŸeri yüksek ürünler üretebilmesi, ileri mühendislik yöntemlerinin benimsenip uygulanması ancak yüksek nitelikli Ar-Ge Mühendisleri ile mümkündür. FİGES AÅž bu sorumluluÄŸun bilinci ve ülkemizdeki öncü rolüyle, 2000’li yılların başında ‘Ar-Ge Yaz Okulu’ adıyla bir giriÅŸim baÅŸlatmış ve 2000-2010 yılları arasında 100’den fazla uzman mühendisin eÄŸitilerek sanayiimize kazandırılmasını saÄŸlamıştır. 2016 yılında profesyonel bir yapılandırmayla, geleneksel yöntemlerle elde ettiÄŸi tecrübeleri yenilikçi fikirlerle harmanlayarak BuildUp Academy kuruldu. Yukarıda belirtilen olgular çerçevesinde akademinin hedefi, uluslararası standartlarda Ar-Ge Mühendisi ve Uzman Mühendis yetiÅŸtirmektir. Bir Ar-Ge mühendisinin en az yüksek lisans düzeyinde eÄŸitim almasını bekliyoruz, zira dört yıllık temel mühendislik eÄŸitimi Ar-Ge çalışmaları için yetersiz kalmaktadır. Uzmanlık alanı ile ilgili olarak bir Ar-Ge mühendisinin her ÅŸeyden önce çok iyi bir teorik alt yapıya sahip olması gerekir. Ayrıca CAE alanındaki modern mühendislik yazılım araçlarını çok iyi kullanabilmesi olmazsa olmazdır. Bu koÅŸulları saÄŸladıktan sonra sanayi projelerinde ortalama iki yıl sorumluluk yüklenerek çalışması gerekmektedir. BuildUp Academy’de iÅŸte bu üçlü sacayağını oluÅŸturmaya çalışıyoruz. Teknik-bilimsel eÄŸitimin yanı sıra, katılımcılara araÅŸtırma ve geliÅŸtirme yöntemleri, sunum yapma, proje yönetimi gibi becerileri de kazandırmaya çalışıyoruz.
ARGE DERGİSİ ile neyi amaçlıyorsunuz?
Yılda dört kez ARGE DERGİSİ baÅŸlıklı bir dergi çıkarıyoruz. 2015 yılından beri basılı ve sanal olarak yayınladığımız bu dergiden amacımız, Türkiye’de Ar-Ge kültürünün yayılmasına ve benimsenmesine katkıda bulunmak, Ar-Ge konularında sanayicilerimizi yüreklendirmektir. Ar-Ge’nin zor bir ÅŸey olmadığını, ÅŸirketlerimizin ekonomik açıdan sürdürülebilirliÄŸini saÄŸlamak için elzem olduÄŸunu sanayicilerimize, yine ağırlıklı olarak sanayicilerimizin uygulamaları ile anlatmaya çalışıyoruz. Dergide yer verdiÄŸimiz makalelerin jenerik bilgilerden ziyade, gerçekleÅŸtirilmiÅŸ somut sanayi projelerine yönelik olmasına özen gösteriyoruz. Tüm sanayicilerimiz ve sanayi projeleri gerçekleÅŸtiren üniversitelerimiz yaptıkları çalışmalarla bu dergide yer alabilirler.
GeleceÄŸe yönelik planlarınız var mıdır?
Elbette, olmazsa rahat uyuyamam. Millet olarak hepimizin amacı, ülkemizi teknolojik ve ekonomik açıdan güçlü, aynı zamanda yeÅŸil teknolojilerin yoÄŸun olarak uygulandığı dünyanın en yaÅŸanabilir ülkesi yapmaktır. Bu büyük hedefe ulaÅŸmak için kendimize küçük hedefler belirlemeliyiz: Önce temiz enerji üretmeliyiz. Sonra bu temiz enerjiyi kullanan makinalar, ulaşım sistemleri, üretim yöntemleri vb. Tüm bunları yaparken de kültürel mirasımıza ve geleneklerimize sahip çıkmalı, bu deÄŸerlerimizi besleyerek güçlendirmeliyiz. Mutlu bir Türkiye’den bunu anlıyorum.
Bu ideal doÄŸrultusunda katma deÄŸerli ürünler üreten bir ÅŸirketler grubu ortaya çıkarmak istiyoruz. Bunu yapabilmek için masamıza gelen yenilikçi bir fikrin filizlenip ticari bir ürün oluncaya kadar süreci doÄŸru kurgulamak, gerekli alt yapıyı hazır tutmak ve süreci doÄŸru yönetmek gerekir.
Fikir içeriden veya firma dışından gelebilir. Her iki durumda da fizibilite yapmasını bilen insanlara ihtiyaç vardır. Bu kritik aÅŸamayı geçen bir fikir konsept aÅŸamasına gelir. GeliÅŸtirilecek ürünle ilgili spesifikasyon oluÅŸturabilmek için ürünün sistem modeli tasarlanır ve bundan sonra ürün geliÅŸtirme süreci V-diagramı adımlarına göre devam eder. Altyapı olarak; mekanik ve elektronik tasarım, mühendislik simülasyonları, sanal prototip geliÅŸtirme, yazılım geliÅŸtirme, vb. unsurlar gereklidir. Süreç sonunda fiziksel prototip ortaya çıkar ve ürün validasyonu ile ürün geliÅŸtirme süreci nihayetlenir.
Startup ÅŸirketlerin çoÄŸu üç kiÅŸiden küçük olduÄŸundan, bu süreci hakkını vererek yönetmeleri, kaynaklarının sınırlı olması nedeniyle çok zordur. İşte bu nedenle, startup ÅŸirketlerin yüzde doksanından fazlası maalesef baÅŸarılı olamamakta, zaman ve para heba olmaktadır. FİGES’te ise yukarıda sözünü ettiÄŸim alt yapının neredeyse tamamı 30 yıl boyunca adım adım tamamlanmıştır ve bugün hazır durumdadır. Pazarlama ve Satış, Muhasebe ve Finans, Sistem Modelleme, Mekanik ve Elektronik Tasarım, Yazılım GeliÅŸtirme, Sanal Prtotip OluÅŸturma, Satın Alma, Prototip İmalatı, vb. Son on yılda firmamıza gelen yenilikçi fikirler sözünü ettiÄŸim sürece girerek ilerlemiÅŸtir.
Savunma sanayi için elektromekanik ve mobil teleskopik direk(mast) geliÅŸtirme fikri Savunma Sanayii BaÅŸkanlığı’ndan gelmiÅŸ ve bu fikir bir ticari ürünle sonuçlanmıştır. 2017 yılından beri BaÅŸkent OSB’de yerleÅŸik MİLMAST adlı ÅŸirketimiz mevcuttur. Savunma Sanayi BaÅŸkanlığı’na baÄŸlı SSTEK ÅŸirketi 2018 yılında bu ÅŸirkete sermaye koyarak hissedar olmuÅŸ, ÅŸirketin büyümesine maddi ve manevi destek olmuÅŸ ve 2021 yılında hisselerini satarak hissedarlıktan çekilmiÅŸtir. Devletimizin savunma sanayi alanındaki startup ÅŸirketleri büyütmek için baÅŸlattığı bu giriÅŸimi büyük taktirle karşılıyorum.
2020 yılında yine ÅŸirketimizin dışından elektrikli Scooter geliÅŸtirme fikri geldi. Geçen üç yıl zarfında fiziksel prototip tamamlanmış ve laboratuvar testleri baÅŸarıyla sonuçlandırılmıştır. Halen yol testleri devam etmektedir. GeliÅŸtirme sürecinin baÅŸlarında Ankara merkezli HOP scooter operatörü projemize dahil olmuÅŸ ve OLO Mobility adında ortak bir ÅŸirket kurulmuÅŸtur. İmalat tesisi kurmak için fon bulma çalışmalarımız kısmen sonuçlanmış, 2023 yılı sonuna doÄŸru ön seri imalatın baÅŸlaması hedeflenmektedir. Bu üretim ile Türkiye’ye Çin’den gelen elektrikli scooterlerin yerine yerli ve milli scooterlerimizin kullanımı saÄŸlanacaktır. Bu adımdan sonra AB ülkelerine ihracatı hedeflemekteyiz. Hedefimiz, gücümüz oranında cari açık sorunumuzun çözülmesine katkı saÄŸlamaktır.
Hedefimiz Milli Nükleer Reaktör, Ama Yeni Nesil!
Temiz enerji denince hemen aklımıza güneÅŸ ve rüzgar enerjisi gibi enerji kaynakları gelmektedir. Ancak, bu enerji kaynaklarının günün her saatinde enerji üretme garantisi yoktur ve sanayinin ihtiyacı olan enerji gücünü sadece bu yenilenebilir enerji kaynaklarından karşılamak mümkün deÄŸildir.
Sanayinin sürekli artan enerji ihtiyacını çevreye zarar vermeden karşılamak için 2010’lu yılların baÅŸlarından beri dünyada bir çok startup firma yeni nesil nükleer teknolojiler üzerinde çalışmaktadır. Bu teknolojilerin ortak yönü kaza riski sıfıra yakın olması ve soÄŸutma için suya ihtiyaç duymamasıdır. ErgimiÅŸ Tuz Reaktörleri(Molten Salt Reactors) bu yeni nesil reaktörler içinde en raÄŸbet edileni olup günümüzde ABD, Çin, Rusya, AB, Kanada, İngiltere, Japonya, Güney Kore gibi ülkelerdeki startup firmalar tarafından geliÅŸtirilmektedir. Bu konuda ThorCon(ABD), Terrestrial Energy(Kanada), TerraPower(ABD), Seaborg(Danimarka), Copenhagen Atomics(Danimarka), Thorizon(Hollanda), NAAREA(Fransa), Core Power(İngiltere), Emerald Horizon(Avusturya) firmalarını örnek olarak sayabiliriz. Åžirketimiz de firma dışından gelen bir fikir ile 2016 yılında SAMOFAR adında bir AB projesine dahil olmuÅŸ ve 3000 MW termal gücündeki bir ergimiÅŸ tuz reaktörünün ısı deÄŸiÅŸtiricilerinin tasarımını iki yıllık bir süre zarfında baÅŸarıyla tamamlamıştır. Burada elde ettiÄŸimiz bilgi ve tecrübeler ekibimizi toryumla çalışan yeni nesil milli ergimiÅŸ tuz reaktörümüzü geliÅŸtirme yönünde teÅŸvik etmiÅŸ ve firma yönetimi olarak nükleer ekibimizi güçlendirerek bu süreci baÅŸlatmıştır. Hedefimiz, TENMAK, NDK, TÜBİTAK gibi kamu kurum ve kuruluÅŸlarımızın desteÄŸiyle ilk deneme reaktörümüzü 2030 yılında çalıştırmaktır. FİGES bünyesinde yürüttüÄŸümüz nükleer reaktör çalışmalarına odaklanmak için kısa bir zaman önce ThorAtom adında Türkiye’nin ilk özel nükleer reaktör geliÅŸtirme ÅŸirketini kurduk.
Başarınızın sırrı nedir?
Çalışmak, sabırlı olmak ve bilgiyi paylaÅŸmak. PaylaÅŸmanın insanı zenginleÅŸtirdiÄŸini yaÅŸayarak gördüm. Bilim ve teknoloji ile uÄŸraÅŸmanın çok keyifli olduÄŸunu ve insanı, en azından zihinsel olarak genç tuttuÄŸuna inanıyorum. Bunu yaparken, özel otomobilimize yaptığımız bakım kadar vücut saÄŸlığımıza da özen göstermenin çok önemli olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Åžeker, sigara ve alkolden mümkün olduÄŸu kadar uzak kalmaya çalıştım, İnsan eÄŸitmek bana daima büyük keyif verdi. Yalın ve aynı zamanda dinamik bir yaÅŸam tarzını tercih ettim.
İnsanın bir anavatanının olması bize ilk bakışta çok doÄŸal ve sıradan bir ÅŸey gibi gelebilir. Yurt dışında yaÅŸadığım yıllarda, ekonomik veya siyasi nedenlerle ülkesini terk etmek zorunda kalmış ve vatansız kalmış İranlı, Filistinli ve diÄŸer milletlerden çok sayıda arkadaÅŸlarım oldu. Bu nedenle en az kendimiz ve ailemiz kadar ülkemize de göz bebeÄŸimiz gibi bakmalıyız. “Ülkemizin ekonomik, bilimsel ve kültürel gücüne nasıl katkıda bulunabilirim?” düÅŸüncesini sürekli kafamızın bir köÅŸesinde canlı tutmalı ve her günün sonunda “Bugün ülkem için ne yaptım?” sorusuna bir mutlaka yanıtımız olmalı.
Gençlere ve giriÅŸimcilere neler yapmasını önerirsiniz?
Gençlerimiz ile sohbet ederken “Ne okursam çok para kazanırım?” düÅŸüncesinin kafalarını çok meÅŸgul ettiÄŸini görüyorum. Bunun yerine “Ne okursam yaÅŸamdan büyük haz duyarım?” düÅŸüncesine yönelmelerini tavsiye ediyorum. Çünkü, birinci düÅŸünce gerçekleÅŸirse mutlu olabilirsiniz, ama mutsuz da. Ancak ikinci düÅŸünce gerçekleÅŸtiÄŸinde hayat dolu ve mesleÄŸinde çok baÅŸarılı bir insan olursunuz. Bu durumda çok büyük ihtimalle mali yönden de iyi olursunuz. MesleÄŸinde çok baÅŸarılı olup da mali yönden büyük sıkıntılar içinde olan insanlara yaÅŸamım boyunca hiç rastlamadım.
Bir de “risk alma” konusunda gençlerimize bir tavsiyem olacak. Günümüzde “Konfor bölgesini terk etmek” ve bunun kiÅŸisel geliÅŸime etkisi oldukça sık tartışılmaktadır. YaÅŸamı tekdüze olmaktan kurtarmak için, çok sık olmamak kaydıyla ara ara radikal deÄŸiÅŸikliklere gitmenin insanın geliÅŸmesi ve mutluluÄŸu için çok faydalı olduÄŸunu düÅŸünüyorum. Fakat bu tür deÄŸiÅŸikliklerin, riskleri de beraberinde getirdiÄŸinden çok sık olmaması gerektiÄŸini vurgulamak istiyorum.




