H. Yücel Koç
Herkes Tercihini Yaşar
“Herkes tercihini yaşar” sözü kimileri için bir mahkûmiyet itirafıyken, kimileri için bir özgürlük ilanıdır. Hayat başımıza gelen olayların toplamı gibi görünebilir; oysa hayat, başımıza gelen olaylara verdiğimiz tepkilerin ve her gün sessizce uyguladığımız küçük seçimlerin büyük yansımasıdır. “Hayat aracınızın” direksiyonunda oturan sizsiniz. Yolun nereye gideceğini belirleyen ise farkındalıklarınız, çabanız, sabrınız, birikimleriniz ve öngörülerinizdir. Ne söylemek istediğimi, çok yakından tanıdığım iki insanın hayat aynasından örneklendireyim.
Her ikisi de seksen yaşındalar. Aynı coğrafyada doğmuşlar; Akdenizliler. Akdeniz, uzun ve sağlıklı yaşam için Allah’ın lütfu bir coğrafya. Benzer zorluklara çoğu zaman birlikte göğüs germişler. Hayatlarının sonbaharına yeterli maddi birikimle ulaşmışlar. Birinci kahramanımız bir televizyon bağımlısı. Her gün takip ettiği yarışma programları ve hemen hemen her gün izlediği haftalık dizileri var. Hareket etmeyi ve yürümeyi zorunlu bir görev olarak görüyor. Bunu bir "ödev" gibi algıladığı için, hareketli olduğu kısıtlı süreler onun için eziyete dönüşüyor. Oysa daha genç yaşlarda hiperaktif, zeki, üretken, sosyal bir insan. Şimdilerde ise yemek zevki hayatının merkezindeki en önemli konulardan biri; ancak bu zevk ona kilo ve sağlık sorunları olarak geri dönüyor. Sağlıklı beslenme kaygısı kesinlikle öncelikleri arasında yer almıyor. Sağlıklı beslenmek zorunda kaldığı dönemlerde çektiği acıyı ve mutsuzluğu yüzünden okumanız mümkün. Kronik hastalıkları var; günde 10’dan fazla düzenli ilaç kullanıyor. Gündüz televizyon başında yaptığı küçük kestirmeler gece uykusunu savaşa çeviriyor ve hiç uyuyamadığına inanıyor. Oysa gerçekte uyuması gerekenden daha fazla uyuyor. Kendisini çevresindeki daha kötü örneklerle kıyaslayıp “beterin beteri var” diyor ve sahte bir huzur buluyor. Sürekli düşünüyor, yorumlar yapıyor; etrafında yapılan işlere derin müdahalelerde ve eleştirilerde bulunuyor. Tam bir “thinker” (düşünen).
Diğer profil ise tam bir “doer” (uygulayan). Düşünüyor ve uyguluyor. Sakin ve dingin ama aktif çalışmaya devam ediyor. Eşinin tüm zorlamalarına karşın “yeteri kadar” yemek için çaba sarf ediyor. Yıllardır aynı aktara yaptırdığı karışımları bal veya pekmeze ekleyerek her sabah bir kaşık yiyor. Bu “mucize” karışımın onu dinç ve genç tuttuğuna inanıyor. Mucize karışımdan çok inanmakta gizli, plasebo etkisi. İlerleyen yaşına rağmen teknolojiyi bir engel gibi görmüyor. Teknoloji onun için hayatını daha keyifli hale getiren bir köprü. Sosyal medyayı takip ediyor, çevresine ilişkin günlük bilgileri oradan ediniyor. Akranlarıyla ve yakın çevresiyle düzenli sosyalleşiyor; düğün, cenaze gibi merasimleri atlamadan takip ediyor. Yazın Akdenizli olmanın keyfini çıkartıyor; haftada en az 5 gün büyük bir keyifle yüzüyor. En önemlisi de kendini kimseyle kıyaslamıyor; onun tek referansı evrensel doğrular ve kendi potansiyeli.
Bu iki insanın tablosu bize şunu söylüyor: Biri biyolojik yaşının çok ötesinde bir yıpranmışlıkla "yaşlanırken", diğeri tecrübesiyle "yaş alıyor" ve genç kalıyor. Evet, genetik önemlidir ama aslolan, farkındalıkla seçilmiş bir yaşam mimarisidir.
"Gideceği limanı bilmeyene hiçbir rüzgâr yardım etmez."
İnsanlar için geçerli olan bu kural; işletmeler, kurumlar ve hatta devletler için de aynıdır. Hayatın akışına uyup sadece günü kurtaran her yapı zamanla hantallaşır. "Kronik hastalıklar" dediğimiz verimsizlik, motivasyon kaybı, çürüme, rekabet edememe ve yozlaşma gibi sorunlarla boğuşurlar.
Öncelikle öz denetimin önemini fark etmeli, kendi hayatımıza dışarıdan bakabilme cesaretini geliştirmeliyiz. Öz denetim şu soruyu cevaplar: “Günlük rutinleriniz sizi 10 yıl sonraki halinize mi hazırlıyor, yoksa bugünkü konforunuzun kölesi mi kılıyor?”
Kendimizi daha kötü durumda olanlarla kıyaslayarak sahte bir mutluluk üretmek yerine, kendi en iyi versiyonumuzu bulmaya gayret etmeliyiz. Büyük değişimler radikal kararlarla değil, her gün yapılan küçük ama doğru tercihlerle başlar. Doğru tercihler bize sadece sağlık veya para kazandırmaz; bize zaman ve özgürlük kazandırır. İlaçlara bağımlı olmayan bir beden, borca bağımlı olmayan bir işletme, dışa bağımlı olmayan bir devlet gerçek anlamda özgürdür. Hayatınızı, işletmenizi veya kurumunuzu dönüştürmek istiyorsanız her sabah uyandığınızda kendinize bir "stratejik tercih" belirleyin. Bu tercih, konfor alanınızın dışına çıkan küçük bir adım olsun. Yeter ki düşünün, sınırsız seçenek bulacaksınız. Sonuç olarak; hayat bir tesadüfler silsilesi değil, bir tercihler bütünüdür.
Unutmayın; toplumlar, işletmeler ve devletler de tıpkı insanlar gibi yaş alırlar. Seçim sizin: Ya televizyonun karşısında başkalarının hikâyesini izleyeceksiniz ya da sahaya inip kendi hikâyenizi, kendi tercihlerinizle en sağlıklı ve güçlü şekilde yazacaksınız. “Bilgi ile eylem arasındaki boşluğun farkına varanlar kazanır…”
H. Yücel Koç
1.Mayıs.2026
Antalya




