Ana Sayfa > Yazarlar > Nilgün Yalım Eren Tüm Nilgün Yalım Eren Yazıları

Ufak Şeyleri Dert Etmeyin (5.Bölüm)

Dr.Richard Carlson (1961-2006)

Dr.Richard Carlson, Amerikalı yazar, psikoterapist, ve motivasyon konuşmacısıdır. 1961 doğumlu olan yazarın ilk kitabı 1985 yılında yayınlanmıştır. “Ufak Şeyleri Dert Etmeyin, Hepsi de Ufak Şeylerdir” kitabı 1997 yılında en çok satanlar listesine girmiş ve iki yıl boyunca en çok okunanlar listesinde kalmıştır. 2006 yılında kitap tanıtımı için San Francisco’dan New York’a giderken uçakta hayata veda etmiştir.

Bu değerli kitabın özetini bölümler halinde paylaşmaya devam ediyorum:

44- Kendinize Bir Yardım Düzeni Geliştirin:

Eğer yaşamınızın huzur ve sevgiyle dolu olmasını istiyorsanız, huzur verici ve iyi şeyler yapmanızda yarar vardır. Ben bu amaçla bir yardım düzeni geliştirdim. Bu küçük iyilikler insanlara hizmet açısından iyi fırsat olduğu gibi, bana yardım etmenin ne kadar keyifli olduğunu da hatırlatıyor.

İki çocuğumla birlikte zamanımız elverişli olduğunda parkta, kaldırımda gezerken çevremizi saran çöpleri topluyoruz. Bir keresinde evimize yakın bir yerde hiç tanımadığım bir adamın çöp topladığını gördüm adam bana gülümseyerek şöyle dedi: “Sizi toplarken gördüm hoşuma gitti”.

45- Her Gün En Az Bir Kişiye Beğendiğiniz Bir Özelliğini Söyleyin:

Bugüne dek kaç kişiye onları ne çok beğendiğini söyleme zahmetine katlandınız. Olumlu duygularımızı söylemekten kaçınmamızın birkaç nedeni vardır. Başlıca gerekçeler: “Onların benim övgüme ihtiyacı yok, zaten biliyorlar” ya da “Onu çok beğenirim ama bir şey söylemeye çekiniyorum”. Oysa bu övgüyü alacak kimseye sorsanız bundan mutluluk duyacağını söyleyecektir. Karşınızdaki kişiye onun beğendiğiniz bir özelliğini söylemek aynı zamanda bir iyiliktir ve insan kendini huzurlu hisseder.

Geçen gün markette sıramı beklerken inanılmaz bir sabır gösterisine tanık oldum. Müşterilerden biri haklı olmadığı bir konuda kasiyer kızı azarladı. Kızcağız sabırla suskun kaldı. Sıra bana geldiğinde ona gösterdiği sabıra hayran kaldığımı söyledim. Kız gözlerimin içine baktı ve şöyle dedi: “Teşekkür ederim efendim, bugüne kadar burada beni takdir eden ilk insan sizsiniz” Ona bunu söylemem iki saniye sürmedi, fakat bu hem onun için hem benim için günün en güzel anı oldu.

46- Sınırlarınızı Öne Sürmeyin, Yoksa Sınırlı Olursunuz:

Birçok insan kendilerine yakıştırdıkları sınırları öne sürerek enerji tüketirler. “Ben bunu yapamam,” “Elimde değil, ben hep böyleyimdir,” “Hiçbir zaman sevgiye dayalı bir ilişki kuramayacağım” ve bunun gibi olumsuz ve yenilgiyi baştan kabul eden savlar her an dillerindedir.

Zihnimiz çok güçlüdür. Bir şeyin gerçek veya bizim için erişilmez olduğuna karar verirsek, daha sonra kendi yarattığımız bu engeli aşmak çok zor olur. Örneğin “Ben yazmayı beceremem” diye kabullendiğinizi farz edelim. Bu savınızı kanıtlamak için bir sürü örnek ararsınız. Lisedeyken çok kötü kompozisyonlar yazdığınızı, ya da en son mektup yazmaya kalktığınızda nasıl bocaladığınızı hatırlarsınız.

İlk adım en büyük eleştirmenimizi yani kendimizi susturmaktır. “Ben hep böyle yaparım” diye başlayacağını zaman, “Bu saçma, istersem yapabilirim” demelisiniz.

47- Gördüğünüz Her Şeyde Tanrının Parmak İzi Vardır:

Tanrının yarattığı her şey kutsaldır. İnsan olarak bize düşen görev, pek de kutsal görülmeyen durumlarda bile bu kutsallığı bulmaktır. Bunu öğrenebildiğimiz zaman ruhlarımız da beslenmiş olur.

Güzel bir gün doğumunda, sağlıklı bir çocuğun gülümsemesinde, sahile vuran dalgaların ihtişamında Tanrı’nın güzelliğini bulmak zor değildir. Bakalım çirkin görülebilecek durumlarda, örneğin yaşam derslerinde yaşam mücadelesinde de bu kutsallığı aramayı öğrenebilir miyiz?

Günlük şeylerde kutsallığı görme arzusu içimizi doldurmaya başladığında, büyülü bir şey gerçekleşmeye başlar ve birden bir huzur duygusu içinizi sarar. Gözümüzden kaçmış olan sıradan şeylerin ruhumuzu besleyici özelliğini görmeye başlarsınız.

Her şeyde Tanrı’nın parmak izi olduğunu bilmek bile, zaten her şeyi özel kılmaya yeter. Zorluklarla ve zor bir insanla uğraşırken bu size avantaj sağlar. Çünkü her şeyin arkasında bir güzellik vardır. Sorun, yeterince dikkatimizi vermememizdir ya da bakış açımız doğru değildir.

48- Eleştirme İsteğinizi Bastırın:

Bir insanı yargıladığımız veya eleştirdiğimiz zaman bu davranış o kişi hakkında hiçbir şeyi açıklamaz; sadece bizim eleştirmeye ne kadar muhtaç olduğumuzu açığa çıkarır. Bir toplantıda bulunup orada olmayanlara yöneltilen bir dolu eleştirinin (bu durumda dedikodu) dünyayı daha güzel bir hale getirmek için herhangi bir yararı olmuş mudur? Hayır!

Eleştirici olmak sadece çözüm getirmemekle kalmaz, yaşadığımız dünyaya karşı daha öfkeli ve güvensiz olmaya yol açar. Unutmayınız ki hiçbirimiz eleştirilmekten hoşlanmayız. Bugüne dek eleştirdiğiniz kaç kişi ona hatalarını gösterdiğiniz için size teşekkür etmiştir.

Eleştirmek de tıpkı sövmek gibi kötü bir alışkanlıktan başka bir şey değildir. Buna çok kolay alışırız, çünkü can sıkıntımızı giderir ve bize konuşacak bir şey sağlar. Ne var ki birisini eleştirdikten istedikten sonra bir an durup neler hissettiğinize bakacak olursanız, kendinizi utanmış bulursunuz. Çözüm tam eleştiriye geçeceğiniz zaman kendinizi frenlemektir.

49- En İnatla Savunduğunuz Beş İddianızı Sıralayın Ve Bu Konularda Yumuşamaya Çalışın:

Bu stratejiyi ilk denediğim zaman öyle inatçıydım ki, ısrarla inatçı olmadığımı savunuyordum.  Zamanla daha ılımlı bir insan olmaya çalıştıkça, nerelerde inat ettiğimi görmem kolaylaştı.

Örneğin: “Stressiz insanlar tembeldir” “Tek yol benim yolumdur” “Erkekler dinlemesini bilmez” “Kadınlar çok fazla para harcar” “Çocuklar zahmet verir” “Ticaret yapanlar paradan başka bir şey görmez” ve bunun gibi pek çok ön yargıya sahibiz. Sahip olduğunuz iddialarınızı yumuşatmak sizi güçsüz yapmaz. Aslında daha da güçlendirir.

Karısının çok para harcadığı iddiasında olan bir adam vardı. Zamanla biraz gevşeyip yargısında ne kadar katı olduğunu fark edince, onu biraz utandıran bir şey keşfetti. Aslında adamın keyfi harcamaları karısınınkinden çok daha fazlaydı.

50- Bir Kez Olsun, Size Yöneltilen Eleştiriyi Kabul Edin:

(Göreceksiniz, Canınız Yanmayacak)

Çoğu zaman en ufak bir eleştiride bile hemen elimiz ayağımız kesilir. O anda sanki acil bir durumla karşılaşmış veya saldırıya uğramış gibi oluruz ve saldırıya geçeriz. Ancak, eleştiriyi başka bir insanın bizim düşüncelerimiz veya davranışlarımız hakkında, bizimkinden farklı bir gözleminden ibaret olarak görürsek sorun olmaz. Aklımızı kendimize ya da eleştiren kişiye karşı öfkeli ve kırgın düşüncelerle doldururuz. Bütün bu tepkiler muazzam bir zihinsel enerji tüketir.

Buna karşı çok yararlı bir yöntem, size yöneltilen eleştiriyi kabul etmektir. Bu şekilde gerginliği giderir, karşı tarafın görüşünü belirtme ihtiyacını karşılarsınız. Bir başkasının gözüyle kendinizi görüp bir şey öğrenme fırsatı yakalarsınız ve en önemlisi sakin kalabilmeyi başarırsınız.

Yıllar önce eşim bana “Bazen çok fazla konuşuyorsun” dedi. Bunu kabul etmeden önce ciddi olarak kırıldığımı itiraf ediyorum. Ama ona şöyle karşılık verdim: “Haklısın, bazen gerçekten çok konuşuyorum” O anda yaşamımı değiştirecek bir şey keşfettim. Eşimin eleştirisini kabul ederken haklı olduğunu görebilmiştim. Bu davranışım eşimi de rahatlatmıştı. Birkaç dakika sonra bana: “Biliyor musun, seninle konuşmak çok rahatlatıcı” dedi. 

Bu stratejiyi bir deneyin. Size arada bir yöneltilen eleştirileri kabul etmenin kazancı bedelinden yüksektir.

51- Başkalarının Fikirlerinde Biraz Olsun Doğruluk Payı Arayın 

Çoğumuzun yaptığı önemli bir yanlış, başkasının fikrini kendimizinki ile kıyaslamaktır. Bu fikir bizim görüşümüze ters düştüğü zaman ya tamamen kulak tıkarız ya da o fikirde hata buluruz. Biz kendimizi yüksekte görürken karşımızdaki insan aşağılanır ve sonuçta hiçbir şey öğrenmemiş oluruz.

Hemen her fikirde bir değer vardır. Size birisi fikrini söylediği zaman hemen bir yargıya varıp eleştirmeyin, “Söylediklerinde hiç doğruluk payı var mı?” diye bir bakın. Bu stratejiyi izlerseniz çok güzel şeyler olmaya başlayacaktır. Etkileşimde bulunduğunuz insanları daha iyi anlayacak, uysal ve sevgiyi açık enerjinizle başka insanları kendinize çekecek, daha çok şey öğrenecek ve en önemlisi kendinizi çok daha iyi hissedeceksiniz.

52- Bardağın Kırılmış Olduğunu Farz edin (Ve Başka Her Şeyin De): 

Bu bir Budist öğretisidir. Yaşam sürekli bir değişim halindedir. Her şeyin bir başlangıcı ve sonu vardır. Her ağaç bir tohumla başlar ve sonra tekrar toprağa dönüşür, her bir kaya parçası önce oluşur sonra toza karışır. Bu felsefenin modern dünyamızda anlamı, her bir otomobil, makine ve giysi parçasının önce üretileceği sonra lime lime dağılacağıdır ve bu sadece zaman meselesidir.

Bedenlerimiz doğar ve ölür. Yaratılan bir bardak er geç kırılacaktır. Bu felsefeyi kabullenmek insana huzur verir. Bir şeyin kırılacağını önceden bekliyor olursanız o şey kırıldığı zaman şaşırıp üzülmezsiniz, sevdiğiniz şey yok olduğunda kederleneceğinize bunca zaman ona sahip olduğunuz için minnet duyarsınız.

Bu felsefenin amacı kimseyi edilgen veya duygusuz kılmak değil, sadece doğal oluşumları insanın sükunetle karşılamasını sağlamaktır. Bu bilinç sayesinde, olaylar karşısında soğukkanlı olabilecek ve hayatı hiç olmadığı kadar çok takdir etmeye başlayacaksınız.

53- Bu İfadeyi İyi Anlayın “Nereye Giderseniz Siz Oradasınız”:

Bu ifade Jon Kabat-Zinn tarafından yazılmış muhteşem bir kitabın başlığıdır. Anlamı, nereye giderseniz gidin kendinizi de götürdüğünüzdür. O an başka bir yerde olmakla (tatilde, başka bir partnerle birlikte, başka bir meslekte, başka bir evde, başka bir ortamda vb.) daha mutlu olacakmışız gibi gelir. Oysa, bu hiç doğru değildir.

Eğer kolay sinirleniyorsanız, çoğu zaman öfkeli ve kırgınsanız ya da sürekli halinizden şikayetçi iseniz, nereye giderseniz gidin bu eğilimleriniz sizin peşinizden gelecektir. Bunun tersi de doğrudur. Eğer ender olarak sinirlenen bir insansanız, istediğiniz kadar ortam ve arkadaş değiştirin bundan pek az olumsuz etki görürsünüz.

Bir zamanlar birisi bana “California’daki insanlar nasıldır?” diye sormuştu.  Ben de ona,” Sizin yaşadığınız yerde insanlar nasıldır?” diye sordum. “Bencil ve açgözlüdürler” diye karşılık verdi. Ona büyük olasılıkla California’daki insanları da bencil ve açgözlü bulacağını söyledim.

Hayatın dışarıdan içeriye doğru değil, içeriden dışarıya doğru olduğunu anladığınız zaman çok güzel şeyler olmaya başlar. O anda tercih ettiğiniz başka bir şeyi düşünmektense, kendinizi bulunduğunuz yerde huzur bulmaya verirseniz, hemen o anda huzuru bulmaya başlarsınız.

54- Konuşmadan Önce Nefes Alın:

Bu basit stratejiyi deneyen herkes çok güzel sonuçlar elde etmiştir ve uygulaması çok kolaydır. Yapmanız gereken tek şey, sizinle konuşan kişi sözünü bitirdikten sonra durup bir nefes almaktır. İlk başta aradaki bir boşluk size sonsuzluk gibi gelebilir ama aslında bir saniye bile sürmez. Nefes almanın gücüne ve güzelliğini alışacak ve çok hoşlanacaksınız.

Bir insana verilecek en değerli armağan onu dikkatlice dinlemektir. Genellikle çoğumuz sadece konuşabilmek için sıra bekleriz ve karşımızdaki insanı gerçekten dinlemeyiz. Sadece kendi görüşümüzü sıkıştırmak için bir aralık açılmasını bekleriz. Hatta onun cümlesini bitirmeye kalkarız, bir an önce konuşmasını bitirmeye yöneltmek için “Tamam tamam,” veya “Biliyorum,” gibi şeyler söyleriz. Bu şekilde geçen bir konuşma, ringdeki iki boksörün yumruklaşmasına veya ping-pong maçına benzer. Oysa konuşma sürecinden iki taraf da zevk almalı ve bir şeyler öğrenmelidir.

Size konuşma fırsatı gelmeyecek diye endişelenmeyin, sıranız gelecektir ve karşınızdaki insan sizden bu sabır ve saygıyı gördükten sonra o da sizi sonuna kadar dinleyecek ve konuşmanız daha da keyifli olacaktır.

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş