Ana Sayfa > Yazarlar > Nilgün Yalım Eren Tüm Nilgün Yalım Eren Yazıları

Kanaat…

 -Azla mutluluk, çokla didişmekten iyidir.-   Benjamin Franklin  

Sözlük anlamı -Elindekinden hoşnut olma- durumudur. Ayrıca kanı, düşünce, yeter bulma, az ile yetinme ve doyum anlamına da gelmektedir.

Kanaat etmek, kültürdür, soylu  davranıştır, elimizde olan ile memnun olmaktır, ihtiraslı olmamak, başkasının malına ve hakkına göz dikmemek, israftan sakınmaktır.

Kanaat iyi ahlakın kaynağı olduğu gibi, insan mahrumiyetler içinde kaldığı zaman onu mutlu eden sarsılmaz bir kale gibidir.

Kanaat, tembel oturmak, çalışmamak, başkalarından beklemek, gayret etmemek asla değildir. Kanaat, emeğin ve alın terinin karşılığı kazanılana razı olmak, başkasının kazancına göz dikmemek demektir. Başkasının daha çok kazandığını görünce, onu kıskanmamak, onun gibi çok çalışmak demektir. Kanaat, kazancını bir yere yığmayıp, ihtiyaç sahipleri ile de paylaşabilmek demektir.

-Kanaatten hiç kimse ölmedi. Hırsla da kimse padişah olmadı.- diyen Mevlana hırsı, genellikle çevresinde ne varsa yutmaya çalışan ejderhaya benzetmektedir.

Kanaat, yani gözü ve gönlü tokluk, çalışıp çabaladıktan sonra kazanılana şükretmektir. Kanaat mevcutla yetinmek değil, elimizden gelen gayreti gösterdikten sonra ele geçenle yetinmektir. Çalışırız da, çok kazanırız veya az kazanırız. Bu sonucu kabul etmezsek, kendimizi ve etrafımızı suçlamaktan ve hayatımızı zehir etmekten başka bir şey yapmış olmayız.

-Az şeye sahip olanın köleliği de az olur, yaşasın asil yoksulluğum. -                                                                                           (Frederich Nietzsche) 

-Adamın soğandan başka yiyeceği yoktu. Başkaları gibi azığa da sahip değildi. Bir gün birisi gelip ona müjde verdi: Hey, falanca yerde ziyafet var, git oradan nasiplen!- Adam durur mu hiç! Eteği­ni beline dolayıp kollarını sıvazladığı gibi hemen ziyafet çekilen yere gitti. Bir kalabalık, bir patırtı ki, sormayın gitsin! Zavallının o kalabalıkta elbisesi yırtıl­dı, bu da yetmezmiş gibi kolu kırıldı. Zavallı adam bir yandan kan ağlıyor, bir yandan söyleniyordu; -Kendim ettim, kendim buldum. Hırsa kapılan açgözlü insan, belasını işte böyle bulur. Bundan sonra evimden, soğanımla ekmeğim­den asla ayrılmayacağım.- 

Kanaatkar olan;

  • Hayatta huzurlu ve mutlu olur,
  • Sahip olduklarının kıymetini bilir,
  • Az ile de mutlu olmayı bilir,
  • Vücudu yerine hünerlerini besler,
  • Ruhsal yönden de güçlü olur,
  • Geçimli ve güzel huylu olur,  
  • Toplumda sevilir ve sayılır,
  • Gelecek endişesi taşımaz,
  • Hayatı sever, yaşamaktan zevk alır,
  • Açgözlülüğü terkederek hür olur,
  • Onurlu ve izzetli bir hayat sürer,
  • Başkasından bir şey istemez,
  • Kendinden daha üstün olanların malına, servetine göz dikmez,
  • Başkalarının malına haset etmek gibi, üzüntülerden kendini kurtarır,

 

-Zengin kişi elindekini yeterli görendir- Emerson

Kanaat Nereye Kadar?

Burada dikkat edilecek nokta, kanaatin neticeye karşı gösterilmesi gerektiğidir, yoksa emeğe karşı değil. İnsan kendi çalışmasına ve emeğine kanaat edemez ve etmemelidir. İster maddi sahada ister manevi sahada olsun, insandan beklenen, devamlı bir ilerleme gayreti içinde olmaktır. Bu ise, mevcut durumuyla yetinmemeyi gerektirir.

Her türlü çalışmasında, insanın gözü daima daha ileride olmalı, her gün bir öncekinden daha ileriye gitmek için gayret göstermelidir. Eğer bu azim ve gayreti kaybolur ve insan bulunduğu durumu kendisi için kafi görürse, artık o durumda da kalamaz, geriye doğru gidiş başlar.

Fakat azmi canlı tutacak olan da yine kanaattir. Kendisi her türlü çareye başvurduktan sonra eline geçen neticeye kanaatle yaklaşan bir kimse, daha ileriye gitmek için gerekli azmini de  devamlı olarak canlı tutar.

Sonuca kanaat etmemek ise, insanın azmini değil, karamsarlığını ve ümitsizliliğini arttırır. Bunu da başka tehlikeler takip eder. Başkalarına karşı haset ve kıskançlık duymaya başlar. Bu kıskançlık, hırs ve açgözlülük duygularıyla birleşince, insanı yoldan çıkarabilir; hak ve hukuk tanımaz bir duruma düşürebilir.

Amerika-da son trend

-Alışveriş yapma, elindeki ile yetin-


Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştir. Kriz sonrası, çalışanlar, gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye başlayınca, ABD-li üreticilerin etekleri tutuşmuş. Şu ara yapılan çoğu tüketici araştırmaları -Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?- sorusunun yanıtını bulmaya yönelik.

Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına. Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği, araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor. Tabii genelleme yapmak mümkün değil. Bir kesim sadece bir ayakkabı veya çanta ile mutlu oluyor...

Aslında bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor. Üstelik; mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen -dünyanın en çok satın alan halkı- kocaman otomobillerini, büyük evlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor. Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları kadar mesut ettiğini iddia ediyor. (Ref: Doç. Dr. Erol Erçağ)

Avucumuzu Açamamak…

Asya-da maymun yakalamak için kullanılan bir tuzak var. Bir Hindistan cevizi oyuluyor ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanıyor. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılıp oradan içine tatlı bir yiyecek konuyor. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklükte oluyor. Maymun tatlının kokusunu alıyor, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokuyor ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksız olduğundan sıkıca yiyeceği tutmuş eli, bu yarıktan dışarı çıkmıyor. Avcılar geldiğinde maymun çılgına dönüyor, ama kaçamıyor. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yok. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiş durumda. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmak. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlü ki, bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülüyor...

Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuz. Tüm yapmamız gereken; elimizi açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür olmak, onların esiri olmamak. (Ref: Doç. Dr. Erol Erçağ)

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş