Ana Sayfa > Yazarlar > İlhami Fındıkçı Tüm İlhami Fındıkçı Yazıları

Ruh Sağlımızın Mimarları

Gerek araştırma sonuçları gerekse gözlemlerimiz, maalesef çoğu işletmede çalışanların mutsuz olduğunu göstermektedir. Bu mutsuzluğu görmek için sokağa çıkmak, biraz kalabalıkların içine karışmak yeterli. Öyle bir mutsuzluk ki beraberinde bezginlik, bıkkınlık, uyumsuzluk ve benzeri davranışları da getiriyor. Daha da önemlisi bütün bunlar, çalışanların genel ruh sağlığını bozuyor. Peki, buna hakkımız var mı?

Düşünün ki belirli bir sosyal çevresi, ilişkileri, etkileşimi olan daha da önemlisi belirli bir sosyal dengesi olan çalışana yönelik bazı minik davranışlarımız, bütün bu dengeyi alt üst edebiliyor. ‹ş ortamında çalışanın sosyal dengesini etkileyen ve dolayısıyla ruh sağlığını bozabilen bu tür davranışlara bir göz atalım: Her şeyden önce yöneticilerin önemli bir kısmı jest ve mimikleri yani yüzü ve genel vücut hareketleri ile olumsuz, sert, itici, bağırıp çağıran bir görüntü veriyor. Konuşmaları sert ve kırıcı olabiliyor. Bu tür yöneticiler, aşırı otoriter davranmanın daha iyi sonuçlar vereceğine inanırlar. Bunun için de asık suratlı görünmeye özellikle dikkat ederler.

Çalışanların ruh sağlığını bozan diğer bir yönetici davranışı ise ‘ben merkezci’ düşünce yaklaşımıdır. Yönetici, astlarının hiçbir zaman kendisinden daha iyi, daha başarılı olacağına inanmaz. Ama inanır gibi görünmek ister. Dolayısıyla düşündükleri yani içinden geçenler, dışarıya başka türlü yansır. Yönetici durumu idare ettiğini düşünür ama yöneticinin düşündüğünün tersine hareket etmesi, duyarlı çalışanın gözünden kaçmaz.
Yine yaygın bir hata, yöneticinin çalışanlara sürekli olarak potansiyel suçlu gibi bakması ve bir türlü güven telkin edememesidir. Bu tür bir bakışa sahip olan üst düzey özellikle patron yöneticinin gözünde, herhangi bir kanıtı olmadığı halde, satın alma müdürü hırsızlık yapmaktadır, insan kaynakları müdürü adam kayırmakta, muhasebe müdürü para kaçırmaktadır. Bu bölümlerdeki elemanlar da bu işlere alet olmaktadırlar. Bu suçluluk takıntısı yöneticiyi bir süre sonra sürekli sorgulayan, gelişmelerin dinamiğini yakalayamadan kendi takıntılarını, kendi yetersizliklerini başkalarında kusur bularak gidermeye çalışan bir tip haline getirir.

Yine bir başka yanlış davranış, yöneticinin astlarını dinlememesidir. Daha doğru bir ifade ile bir kısım yönetici, astlarını hatta çevrelerindeki insanların dinler gibi görünüp aslında dinlemez. Dinlemediği için de anlamaz. Sonuçta yeni bir fikirle, yeni bir bilgi ile gelişmediği, zenginleşmediği için yöneticinin kafasındaki çözüm tek tercih gibi kalır. Oysaki bu tercih, çoğu zaman rutin alışkanlıkların, yıllarca önceki görüşlerin yeniden canlandırılmasından ibarettir.

Çalışanların ruh sağlığını tehlikeye sokan bir başka yönetici davranışı ise, yöneticinin astlarından kendisi gibi olmalarını, kendi görüşünü onaylamalarını ve nihayet çevresinde kendi kopyalarını bulmak istemesidir. Kısacası yönetici olarak bazen farklılığa, değişikliğe, aykırılığa, anlaşmazlığa tahammül gösteremiyoruz. Bu durumdaki yöneticinin beklentisi çalışanın fiili olarak, somut olarak iş yapmasıdır. Çalışanın düşünmesi, bilgi üretmesi arzulanmaz, iş yapması beklenir. Gelişmenin, ilerlemenin, yeniliklerin çoğu zaman aykırılıklardan doğduğunu unutuyoruz. Kısacası anlaşmazlıkların aslında gelişme kıvılcımı olabileceğini göz ardı ediyoruz.

Çalışanın zihninde yöneticisine soru işaretleri ile bakışa yol açan şey, yöneticinin yansıttığı tavırdır, göstermiş olduğu davranışının kaynağı ise güven ya da güvensizlik ile sevgisizlik bunalımıdır. Güven, çalışanın yöneticisine kuşku duymaksızın ve tam olarak inanması ve güvenebilmesidir. Yöneticilerimizin önemli bir kısmı çalışanların gözünde yeterli bir güven oluşturamamaktadırlar. Güvenin olmadığı yerde sevgi tohumları da yeşermez. Bu güvensizlik, çoğu zaman yöneticinin, aynı olaya farklı zamanlarda farklı tepki vermesinden kaynaklanır. Burada yönetici kimseye güvenmediğinden kimse de ona güvenmez ve bu durum böylece sürer gider. ‹nsanların içlerinden geldiği gibi davranmaları, duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri mümkün olmaz, adeta yapay bir ortam oluşur. Hatta bu yapaylık öylesine ilerler ki kurum içindeki sevgiler, sevinçler, acılar, hüzünler bile yapaylaşır, yapaylaşır da içlerinden başka şeyler geçtiği halde insanlar gülücükler dağıtırlar. Bilincin derinliklerine durmadan itilen gerçekler, fırsatını bulduğunda ortaya çıkarlar. Bazen trafik canavarı olarak, bazen anasını, babasını, öğretmenini hatta sevgilisini hunharca öldüren bir katil olarak, yaşı ilerlediği halde çocukluktan kurtulamamış yetişkin çocuk olarak, okumayı, düşünmeyi sevmeyen bir insan olarak, boş zamanlarını televizyon karşısında düşünmeyi değil düşünmemeyi sağlayan renkli programları izleyen biri olarak, toplumsal olaylara, ahlaki değerlere duyarsız bir vatandaş olarak, çoğu zaman da yoğun kalabalıkların etkisiz bir elemanı olarak.

Sonuç olarak ister kurumsal ortamdaki ruh sağlığında, ister toplum genelindeki ruh sağlığında olsun yönetici davranışlarının önemli bir rol aldığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Hangi sektörde ve kademede olursak olalım en başta kendimizden başlamak suretiyle çevremizdeki insanların ruh sağlıklarına daha da duyarlı olmamız gerektiği açıktır. Bunun için kendimizle barışa, sosyal dengemizi kurmaya, en önemlisi aşırılıklardan kurtulmaya özen göstermeliyiz. Maalesef giderek daha çok şiddet üretilen toplumumuzda ruh sağlığımızı korumak için yavaş yavaş acele etmeliyiz.

Dr. İlhami Fındıkçı
Davranış Bilimleri Uzmanı
ifindikci@degerdanismanlik.com.tr

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş