Ana Sayfa > Yazarlar > Hakan Ünlü Tüm Hakan Ünlü Yazıları

Öğrenci Refahı

PISA testini sıkça duyar olduk. Buradan birçok kereler ben de konuya dikkat çekmeye çalıştım .Zira gelişmiş ve refah seviyesi yüksek ülkelere baktığımızda, PISA testinde o ülkenin çocuklarının ülke refah seviyesine paralel bir sırada olduğunu görüyoruz. Ülkemizde ise eğitim sisteminde acil iyileşmeye gidilmesi gerektiği son yapılan PISA testinden de görülüyor. Bir çoğumuz çocuklarımızdan dolayı eğitim sisteminin içine öyle yada böyle dahil oluyoruz. Geçmiş yıllarda uğraşmadığımız kadar uğraşıp, çocuklarımızın daha iyi bir eğitim ve geleceğe kavuşması için çabalayıp duruyoruz. Üç yılda bir yapılan uluslararası PISA testi sonuçlarına göre, Türkiye'deki öğrenciler bilim, matematik ve okumada OECD ortalamasının yine altında kaldı.

Uluslararası eğitim değerlendirme testi , 72 ülke ve ekonomik bölgede 15 yaşındaki 540 bin öğrenci arasında yapıldı. Bu 72 ülke ve ekonomik bölgeden 35'ini Avrupa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı'nın (OECD) ülkeleri oluşturuyor.

Bu değerlendirmenin bir de öğrenci refahı araştırması var. PISA, "Öğrenci ferahı" araştırmasının sonuçlarını da yayınladı. 72 ülkeden 540 bin öğrencinin katıldığı çalışmaya göre, en mutsuz öğrenciler Türkiye'de.

"Öğrenci refahı" temalı rapor için 72 ülkede 540 bin öğrencinin okul performansları, arkadaşları ve öğretmenleri ile ilişkilerini, okul dışında nasıl zaman geçirdiklerini ve aile ortamları mercek altına alındı.


Buna göre, Türkiye; ‘Yaşam Memnuniyeti’ sıralamasında 10 üzerinden 6.12 puanla son sırada yer aldı.


Bütün bunları karamsarlığa kapılalım diye yazmıyorum tabii ki. Lakin çocuklarımız başta olmak üzere, eğitim sisteminden etkilenen herkesin konu ile ilgilenmesi gerektiğini düşünüyorum. Bizi yönetenlerin eğitim sistemine kalıcı ve sağlıklı bir bakış açısı ile yeniden düzenlemesi kaçınılmaz gözüküyor. İyi eğitim almış ve mutlu gençlerle dünyada yerimizi almamız için hiçbir engel yok. Bugün işe başlasak etkileri en az 10 yıl sonra görülecektir. 15 yıl evvel aynı seviyede olduğumuz Güney Kore örneğini ve eğitimde yaptığı devrimsel iyileştirmelerle nereye geldiğini hepimiz gördük, biliyoruz. Bizim de benzer bir yol izlememiz gerekiyor. 

Soru Sorma Becerisi
Bir matematik profesörü Nobel ödülü almıştı. Ödül töreninden sonraki ilk dersinde, öğrencilerinden biri kendisine şöyle bir soru sordu:
“Efendim! Dünyada yüzlerce Matematik profesörü var. Ancak bu kadar bilim adamı arasında, ödülü size lâyık gördüler. Sizi diğerlerinden ayıran özellik neydi?”
Profesör, bu farklı soruya önce bir tebessümle cevap verdi. Ardından da, kendisinden merakla cevap bekleyen öğrencisine şunları söyledi:
“Doğrusunu söylemek gerekirse, hepsini anneme borçluyum! Çünkü ben küçük bir öğrenciyken, diğer çocukların anneleri, onlar okuldan evlerine döndüklerinde kendilerine: ‘Söyle bakalım, öğretmeninin sorduğu sorulara iyi cevaplar verebildin mi?’ diye sorarlardı. Benim annem ise bana: ‘Söyle bakalım’ derdi. “Bugün öğretmenine iyi bir soru sordun mu?”
İşte beni farklı yapan bu oldu. Her zaman diğerlerinin sormadığı soruları sordum ve hayatım boyunca da, sormaya devam ettim!

Doğru Yolda İlerleme
Tasarım yaparken, PROBLEM İLE KARŞILAŞTIĞIMDA  en değerli an ve çözüm kalitesini arttıran nedir diye sorsanız hiç tereddüt etmeden “ doğru soruyu sormak” derim. Zira  detaylara gömülüp işin özünü yakalamadan o soru sorulamıyor. İş hayatında da çok gördüğüm konu başlığı bu aslında. İşyerinde birçok problemle karşılaşıyoruz. Ancak problemin özüne inmeden sağlıklı bakış açıları ile irdelemeden hızlıca çözüm arayışına giriyoruz. “olabildiğince hızlı” çözümleri çok seviyoruz orası kesin. Lakin aynı problem ya da sonraki aşamada türevi tekrar karşımıza çıkıveriyor. İşte bu aşamada iki en değerli şeye ihtiyacımız var;
1-Soru sormasını bilen, sorgulayan bir kişilik
2-İyi eğitim almış, mutlu bir insan
İşyerimizde ,evde ne kadar soru sormaya uygun ortamlar yaratıyoruz, destekliyoruz. O kadar önemli ki  baskı kurmadan herkesin düşüncelerini ortaya koyabilmesi, en alttan en üste kadar ayrım olmazsızın herkesin katkısını eşit şartlarla sunmasını sağlamak. Kağıt üzerinde değil ama içten ve samimi bir şekilde tüm beyni ile bir topluluk yaratmak, takım ruhu oluşturmak… İşte başarılı şirketleri diğerlerinden ayıran önemli özellik budur.

Eğitim de bir o kadar önemli . Okullarımızda eğitim seviyesinde sıkıntılar olduğunu hepimiz biliyoruz, yaşıyoruz. Bu açığı kapatmak için haliyle firma içi eğitimler öne çıkıyor. Gençlerin öğrenme sürecinde soru sormalarına ve adaptasyonlarını tamamlamalarını teşvik etmeliyiz.

Bu aşamada temel paradoks karşımıza çıkıyor.Çok sık karşılaşıyorum bu konu ile. Acil işler yığıldı yeni çalışma arkadaşları bulmalıyız. Lakin tecrübeli çalışan bulamıyoruz yada istediği maaş çok fazla. Tecrübesiz yeni mezun alıp yetiştirelim desem vakit yok. Peki yeni mezunları kim yetiştirecek, Adı üzerinde yeni mezun akıl fıçısı senin işlemeni değerlendirmeni bekleyen pırlanta.. Tam bir çıkmaz sokak.. İş yerlerinde öne çıkan bir diğer konuda X ve Y kuşağı arasında oluşan kuşak farkı problemleri. Bu konuya kuşakları tanıyarak devam edelim.

Kuşak Farkı X,Y,Z
Dünya genelinde genç kuşaklar X, Y, Z kuşakları olarak adlandırılıyor. X kuşağı yeniliklere adapte olmaya çalışırken, bir yandan sabırla iş hayatlarında kademe atlıyor; Y kuşağı iş hayatında hemen yönetici olmayı, para harcamak için çalışmayı tercih ediyor, kendi görüşlerinden asla vazgeçmiyor; Z kuşağı ise artık sokakta birdirbir oynamıyor, ipad’leriyle sosyalleşiyor…
 

X nesli, 1965-1979 arası doğanlara deniyor.  X nesli kurallara uyumlu, aidiyet duygusu güçlü, otoriteye saygılı, sadık, çalışkanlığa önem veren bir kuşak olarak tanımlanıyor. İş yaşamlarında çalışma saatlerine uyumlu olup iş motivasyonları yüksek. Belirli çalışma süresinden sonra kademe atlayabileceklerine inanırlar ve sabırlıdırlar. Daha çok yaşamak için çalışırlar. Ayrıca, bu nesil, bir takım icatlara, buluşlara şahitlik etmiştir. Dünyaya gözlerini merdaneli çamaşır makinesi, transistörlü radyo, kaset çalar ve pikapla açan X nesli sakinleri pek çok dönüşüm yaşamıştır. Özellikle, teknoloji açısından düşünüldüğünde, bilgisayar sistemlerinin dönüşümü ve buna bağlı değişen iş yapış şekillerine adapte olmaya çalışmışlardır. Ülkemizin %22’sini oluştururlar.

Y nesli, 1980-1999 arası doğanlardır. Kuşaklar arası farklılığın en çok hissedildiği nesil özelliği taşırlar. Çünkü onlar bağımsız olmayı seviyorlar, özgürlüklerine düşkünler ve iş yaşamlarında da farklılar. Belirlenen mesai saatleri arasında çalışmayı sevmiyorlar. Bu yüzden, iş saatinden ziyade işe odaklanmaları gerekiyor. Bu durumda onları işin bir parçası haline getirmek önemlidir. X nesline göre Y neslinin örgütsel bağlılıkları azdır ve çok fazla iş değiştirdikleri de görülüyor. Bir an önce yönetici olmak ya da kendi işlerini kurmak istiyorlar. Onlar, iş hayatını sadece yaşamlarını sürdürebilmek için değil, daha rahat para harcamak için istiyorlar. Y neslinin uyumsuz olduğu, kendisinden farklı düşünenleri acımasızca eleştiri yağmuruna tuttuğu da bir gerçek. Bu durum aşırı bireyci olmasından ve otorite tanımamasından kaynaklanıyor.. Ülkemizin %35’ini oluşturuyorlar.
 


Z nesli, 2000 yılı ve sonrası doğanlara deniyor.. İnternet ve mobil teknolojileri kullanmayı seviyorlar. Günümüzde yaygın olan akıllı telefonlar, ipad’ler ya da tablet bilgisayarlar ile her alanda aktifler. Özellikle internet aracığıyla sosyalleşmeyi tercih ediyorlar. Diğer nesillerden farklı olarak, internet ve teknoloji ile doğdukları tabir edilir. Ülkemizin %17’sini oluşturuyorlar . Oyuncak yerine ipad’lerle oynarlar ve teknoloji ile birlikte büyürler. Hepimiz görüyoruz anne babalar bir yaşındaki ufacık çocuklarını susturmak yada yemek yedirmek için önlerine ya ipad koyuyorlar ya da cep telefonlarından bir video açıp izlettiriyorlar. Her gördüğümde üzülüyorum. Anlayacağımız X kuşağı ile gelecekte iş yaşantısına katılacak Z nesli arasındaki fark çok daha fazla olacak.
 

Biz X kuşaklarına o nedenle çok iş düşüyor. Bilgi birikimimizi Y ve Z kuşağına aktarmada yeni yöntemler ve söylemler geliştirmeliyiz. Sevgi ve saygı çerçevesinde uyumlu bir birliktelik yaratılmalı. Teknolojiye ve gençlerin ruhunu yakalamak çok önemli. Zira yeni nesli kendimiz gibi farz edip kuşak farkı açmazında boğulmamalıyız. Kalifiyeli eleman bulunamaması, yetiştirme elemanı alındığında yetişmesi için zaman ve gençlerin işyerindeki farklı davranışları bu aralar gündemimizde.  Bunların hepsi doğal durumlar. Doğru soruları sorup en güzel cevapları vererek çözüme gitme vakti şimdi.

Gençlerimiz bizim değerlilerimiz, hazinelerimizdir. Gençleri sahiplenelim. Kıymetlerini bilelim…


 

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş