Ana Sayfa > Yazarlar > H. Yücel Koç Tüm H. Yücel Koç Yazıları

Yeni Dünya’nın Yeni Riskleri

Geçtiğimiz haftayı Çin’de geçirdim. Aman Allah’ım ne ülke... Her şey devasa. Amerika’da da öyledir. Yemek porsiyonları, yollar, istasyonlar, arabalar, eğlence mekanları, oteller, parklar ve daha birçok şey. Alışık olduğumuz ölçeklerin çok üstünde, hatta çok zaman şaşırtıcı. Çin nüfusu 1 milyar 415 milyon kişi. Düşünün bizim nüfusumuz 82 milyon. Amerika Birleşik Devletleri nüfusu ise 327 milyon.

Çin için önümüzdeki 10 yıl içerisinde Amerika’yı geçerek dünyanın yeni süper gücü olacağını söyleyenler var. Fikirlerini sorduğum Çinliler bile bu söyleme mesafeli. Durup düşünüyorlar. Onlar henüz bu düşüncenin yörüngesine girememişler. 

Süper güçlükten kastedilen şey öncelikle ekonomik anlamda bir numara olmak demek. 2017 yılında Çin 135 milyar dolar cari fazla verdi. Dünya sıralamasında Trump’ı kızdıran Almanya ve Japonya’nın ardından 3. oldu. Almanya’nın cari fazlası 287 milyar, Japonya’nın ki ise 203 milyar dolar. Kıyaslayabilelim diye yazayım, bizim 2017 yılı cari açığımız ise 47 milyar dolar. Onlarda artı, bizde eksi var. Neyse konumuz Çin.

Çin, bu nüfus, bu üretim ve bu satışla önümüzdeki yıllarda ekonomide kesinlikle daha fazla söz sahibi olacak. Söz sahibi olurken de dünyayı derinden etkilemeye ve dengeleri değiştirmeye devam edecek.

Peki bu değişim onlara, dünyaya ve bize neler getirebilir?

Nüfus problemleri, başta hava kirliliği olmak üzere çevre problemleri, rekabet üzerinde oluşan problemler (Çin’in dünya ekonomisindeki payı tek başına %39 seviyesine ulaşmış durumda), artan üretimin ihtiyacını karşılamak için gereken enerji talebinin yarattığı küresel problemler, otokratik yönetimin globalleşen dünya üstünde yarattığı etkiler gibi birçok problem uzun uzun irdelenebilir. Böylesine büyük bir değişimi bütün yönleriyle de irdelemek ve anlamak gerekir. Ama yer ve zaman kısıtlarımızın el verdiği ölçüde, zihinlerinizde soru işaretleri bırakacak kadar bakabileceğiz konulara.

Çin’in, dolayısıyla dünyanın önünde Çin kaynaklı ciddi bir nüfus problemi durmaktadır. 1979 yılında Komünist Parti tek çocuk uygulamasını başlatmış, artan nüfusun önüne geçmeyi hedeflemişti. Ama bu da çok farklı demografik sorunlara yol açmış ve 2015 yılında ikinci çocuğa izin verilmiştir. Yaşlı nüfusu hızla artarken, erkek nüfusu da kız nüfusundan fazla hale gelmiştir. Yüksek nüfusun üretimde kullanılmasıyla rekabet dengeleri değişmiş, Çin dünyanın en çok cari fazla veren ülkelerinden biri durumuna gelmiştir. Bizim gibi ülkeler de birçok ürünü üretmek yerine, çalışan ücretlerinin de katkısıyla maliyetleri düşüren Çin’den almayı tercih etmeye başladılar. Aynı zamanda ülkelerinden göç eden Çinliler gittikleri ülkelerde de ucuz iş gücüyle, üretim dengelerinde etkili oldular ve olmaya devam edecekler.

Çin sokaklarında insanların ağız ve burunlarını kapatan maskelerle yürüdüklerine tanık olunca ürperiyorsunuz. Kirliliğin ölümcül boyutlara geldiğinin işareti bu maskeler. Hemen hemen her dost sohbetinin konusunda çevre kirliliği ve trafik problemi var. Bu problemleri sadece Çin’in problemleri olarak görmek büyük yanılgı olur. Nasıl ki küresel ısınmaya Çin’in katkıları yadsınamazsa, tüm dünyaya ürünlerini satan Çin’in bu problemleri başka ülkelere ihraç ettiği de yadsınmamalıdır. Nasıl mı? Gündüz 10:00 gibi gezdiğim bir fabrikada ne çalışanlar vardı ne de üretim. Oysa o fabrikada üretim yapıldığı her halinden belliydi. Neden çalışılmadığını sorduğumda, gece çalışabildiklerini söylediler. Çünkü fabrika çevre kirliliğine neden oluyordu, gündüz denetimler vardı ve yakalanma riskleri vardı. Oysa gece bu sorunları bir şekilde halledebiliyorlardı. Böyle bir üretim yöntemiyle, hangi şartla rekabet edebilirsiniz. O fabrika gerekli yatırımları yapsa rekabet gücü azalacak ve dünyaya ürün satamayacak. Ama yatırımları yapmayıp otokratik yönetimin açıklarından faydalanıp kontrolsüz üretimle tüm dünyaya sağlığı tartışılır ürünler satarken, dünyayı kirletmeye devam edebilir. Benzer örnekler o kadar çoğaltılabilir ki.

Artan üretim için artan enerji talebini karşılamak adına, Çin de küresel büyük güçlerin uyguladığı benzer stratejileri uygulamak ve planlamak zorunda. Bu stratejiler de, daha büyük askeri güç, daha çok silah, daha baskıcı rejimler gerektiriyor.

Önümüzdeki yıllarda Amerika ve Rusya gibi Çin’in de dünya stratejik dengeleri üzerinde nasıl etkili olduğuna daha çok şahit olacağız.

Çin’de ilk hecesi aynı olan onlarca televizyon kanalı ve her gün aynı manşetlerle çıkan onlarca gazete var. Geçtiğimiz günlerde mevcut liderleri hayatının sonuna kadar devletin başında olacağı yasal düzenlemeleri yürürlüğe soktu. Tek parti yönetiminin egemen olduğu daha otokratik, daha katı bir Çin göreceğiz. Kendi markalarını yaratıp, kabul ettirmekten çok taklit ürünlerle dünyayı kasıp kavurmayı bir süre daha sürdürecekler. Bu arada kültürel erozyon konusu da ayrıca incelenmelidir ki, belki de Çin’i üzebilecek önemli problemlerden birisidir.

Kapitalizmin eksiksiz konumlandığı Çin, dünyayı olduğu gibi ülkemizi de derinden etkilemeye devam edecek. Çin’in ve benzeri güçlerin olumsuz etkilerinden korunmanın yolu öz değerlerimize sahip çıkmaktan, katma değeri yüksek ürünler üretebilmekten, Ar-Ge’ye inanmaktan, çağdaş eğitimi yaşatmaktan, bilime değer vermekten, inovasyona gönül vermekten, çevreye saygı duymaktan, turizme farklı yaklaşımlar getirmekten, popülizme karşı durmaktan, çok sesliliğe inanmaktan, çoğulcu demokrasiye gönül vermekten, diplomasiyi sanat bilmekten ve ekmek kadar, su kadar hava kadar hukukun şart olduğuna inanmaktan geçiyor.

83 milyon nüfuslu Almanya her yıl bütçe fazlası vererek en yüksek cari fazlayı sağlıyorsa, bu başarının altında yukarıda saydıklarımız vardır. Enerjimizi boş yere yeni doğrular keşfetmeye ve denenmemişleri denemeye harcamak hızla değişen yeni dünya düzeninde bize sıkıntıdan başka bir şey getirmez.

Güzel günler dileğiyle.

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş