Ana Sayfa > Yazarlar > Can Komar Tüm Can Komar Yazıları

QUO VADİS? (Nereye Gidiyoruz?)

Gittiğimiz yerin pek güzel bir yer olmadığını görebiliyorum. Umarım hükümet de saplandığı komplo teorilerinden biran önce kurtulup bunu görebilir.

Cari açık bir türlü kapanamıyor. Bununla mücadele amacı ile daralan ve özellikle daraltılan talebe rağmen açık kapanmak bilmiyor. Hükümetin talebi kısacak tedbirler alması nedeni ile piyasalar küçüldü, ekonomik büyüme yavaşladı, üretim ve yatırımlar azaldı. Demir-çelik ve otomotiv bir türlü belini doğrultamadı.

Gezi Parkı olayları sırasında polisin orantısız güç kullanması, toplumda oluşan gerginliği rahatlatmak yerine daha da keskinleştirecek konuşmalar yapılması ve politikalar uygulanması Türkiye’yi gerdikçe germiştir. ABD’den, Avrupa Parlamentosu başta olmak üzere tüm Avrupa ülkelerinden eleştiriler gelmeye başlamıştır. Bu ise faizleri yükseltmiş, yabancı sıcak paranın ülkeden kaçışını başlatmış, dövizin uzun süredir sürekli seyrettiği 1,80’ler bandını kırmasına neden olmuştur. Son olarak aldığımız haberlere göre hükümet, SPK’ya verdiği talimat ile bu dönemde Türkiye’den kaçan yabancı yatırımcıları takip altına almıştır.

Arkasından, ABD Merkez Bankasının (FED) artık piyasalara para pompalamayı bırakacağı haberi gelmiştir. Bu, Gezi Parkı olayları ertesinde başlayan dövizdeki ve faizdeki hareketlenmeyi çığırından çıkarmıştır. Tüketici cebindeki para ile ya da kredi kullanarak piyasadan mal ve hizmet alma yerine, para değerinin değişmesi, faizin yükselmesi tüketicinin içine kapanmasına neden oldu. Parası olan harcamamaya, parası olmayan borçlanmamaya gayret göstermektedir. Arz tarafında ise bütün maliyet hesapları değişmiştir. Üreticilerin riskleri büyümüştür. Dolara endeksli olarak satılan sac ve demirin fiyatları, 1 aydan daha kısa süre içinde, TL bazında %10’a varan miktarda artmıştır.

Bu ülkenin gurur duyması gereken eğitimli, zeki, pırıl pırıl gençler çapulcu, terörist ve ayak takımı olarak nitelenmiş, Avrupa Parlamentosu’na posta konularak onları tanımadığımız söylenmiş, Almanya başbakanı Angela Merkel’in ayağını kaydırıp Sarkozy ile balık tutmaya gönderebileceğimiz tehdidi savrulmuştur. Toplumu kamplaştırmak ve daha da germek pahasına ispatlanamamış “dini içerikli” iddialarda bulunulmuştur.

Bu dergide yıllar boyu yazılarımız yayınlanmaktadır ve bugüne kadar politikaya hiç dokunmadık. Daima konularımızı, ekonomi ile sınırlamıştık. Ancak, Türkiye öyle bir noktaya geldi ki ve daha da vahimi öyle bir noktaya doğru sürükleniyor ki siyasette yapıldığını gördüğümüz yanlışlar, ekonomiyi şiddetle sarsacak; bir çok insanın ve firmanın zarar görmesine neden olacaktır diye endişe ediyoruz. Bu kez, bu kuralımızı bozacağız.

Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti iş başına geldiği 2002 yılında, Türkiye’de bir ekonomik kriz yaşanıyordu. “Masaya atılan anayasa” ile başlayan bankacılık krizi, sonunda mevcut hükümetin yerle bir olmasına neden olmuş ve yerine AKP’yi getirmişti. Şimdi ise, “Gezi Parkı” diye adlandırılan bir nedenle Türkiye ekonomisi çok tehlikeli bir karanlığa girmek üzeredir. Bundan var olan tüm sektörler etkilenecektir.

Adalet ve Kalkınma Partisinin 10 yıllık icraatı sırasında birçok gurur duyulacak yeniliğe imza atılmıştır. Hükümet bu süre içinde Türkiye’yi ekonomik olarak iyi yönetmiştir. Dünyada yaşanılan krizlere rağmen, içeride güzel ve doğru kaptanlık yapılmıştır. Avrupa Birliği müktesebatı çok ciddi biçimde takip edilmiş, AB ile uyum sağlayacak binlerce yasa hayata geçirilmiştir. Türkiye’nin görüntüsü değişmeye başlamış, yollar, binalar, parklar, yeşil alanlar artmaya ve güzelleşmeye başlamıştır. Yerel yönetimlere verilen destekler ile şehirleşmede çağ atlanmıştır (en azından hükümetin desteklediği belediyelerde). Sağlık sisteminin entegrasyonu sağlanmış; türban tabu olmaktan çıkarılmıştır. Ekonomide 2023 hedefleri sektör sektör belirlenmiş, stratejiler tanımlanmış, uygulama planları yapılmıştır. Türkiye’de bugüne kadar hiçbir zaman yapılmayan ekonomik stratejik planlamalar yapılmıştır. Özelleştirmeler ile devletin maddi gücü artırılırken, devlet kuruluşlarının özel sektörde karlı hale gelmeleri sağlanmıştır. TÜBİTAK, KOSGEB ve buna benzer kuruluşlar ile KOBİ’ler desteklenirken, Türkiye’den yapılan patent başvurularında büyük bir patlama yaşanmıştır. Çözülemez diye düşünülen Kentsel Dönüşüm hareketi başlatılmıştır. Türkiye’yi sürekli geriye çeken, kanayan yaramız olan Kürt sorunu, çözüm süreci ile yeni bir boyut kazanmıştır. Tarihimizde ilk kez bir çözüm olabileceği konusunda umutlar yeşermeye başlamıştır.

Ancak, bu olumlu gelişmelerin yanında birçok yanlışlık da yapılmıştır. Alevi vatandaşlarımıza üvey evlat muamelesi yapılması; Sünni, Alevi ayrımcılığı yapılması; Seçimler öncesinde oy toplamak için dağıtıldığı söylenen paralar, mallar; Yargının siyasallaşması, HSYK’nın toptan değiştirilmesi; Danıştay ve Yargıtay’ın hükümete yakın isimlere teslim edilmesi; Yasa dışı dinlemeler; Sahte belgeler ile insanların suçlanmaları ve hapse atılmaları; Toplumu geren, kör gözüm parmağına şeklinde suçlama, yargılama ve ceza dağıtılan Balyoz, Ergenekon davaları; Deniz Feneri davalarının ve soruşturmalarının hasır altı edilmeleri; Rektörlere yöneltilen cadı avları; Gazetecilerin hapsedilmeleri; Milletvekillerinin hapsedilmeleri; Alkol yasakları; Afyon valisinin içkiyi yasaklaması; Genel Kurmay başkanının teröristlikle suçlanması; TC tabelalarının indirilmesi; Basın üzerindeki baskılar ve yıldırma çalışmaları;

2023’te Türkiye İslam Cumhuriyetine geçileceği lafları; AKP’nin hedefinin karşı devrim ve şeriat devleti olduğu söylemleri; Anıt Kabir’in de yıkılacağı söylentileri; 23 Nisan, 19 Mayıs, 29 Ekim bayramlarının gözden düşürülme çabaları; Atatürk’ü gözden düşürme gayretleri…

Bunların Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yaptığı yanlışlıklar mı, yoksa planlı ve örgütlü bir çalışmanın ürünleri mi olduğu merak konusudur.
Bu olumsuzluklar, Adalet ve Kalkınma Partisi ve yöneticilerinin yapmış ve yapmakta oldukları iyi şeyleri görmemizi engellemez. Ama aynı zamanda, yaptıkları iyi şeyler de yapılan kötü şeyleri görmemizi engellemez.

Toplumumuz dini, sosyal, siyasal örgütlenmeleri ile bir mozaiktir. Bu bizim zenginliğimizdir. Bu bizi birçok milletten farklı ve daha güçlü kılan özelliğimizdir. Çoğunluğun azınlığa tahakkümü yerine bu özelliğimizi kullanarak birlikte yaşam şartlarını oluşturmamız ve geliştirmemiz gerekmektedir. Toplumumuz, insanların bir birlerini öldürmediği, halkların kardeşçe binlerce yıldır olduğu gibi birlikte yaşamaları için uygun ortamların oluşturulduğu, hiç kimsenin, hiç kimseye yaşam tarzı öğretmeye kalkmadığı, herkesin giyiminde, ibadetinde, içkisinde hür olduğu, bir birini rahatsız etmeden özgürce yaşadığı bir Türkiye dilemektedir.

Bir birey olarak hükümete rica ediyorum. Lütfen, “ayaklar ne zaman baş oldu”, “çapulcu”, “marjinal” vs. gibi nitelemelerle sizi eleştirenleri küçümsemeyin, hakaret etmeyin. Toplumu germeyin. Bundan hepimiz zararlı çıkarız. Ekonomimiz, Ali Babacan, Zafer Çağlayan, Nihat Ergün gibi başarılı bakanların yönetiminde güçlenmeye devam etsin istiyoruz. Başlatılan reformların, stratejilerin ve uygulamaların devamını istiyoruz. Ama bunların hemen yanı sıra, diktatörlüklerde görülen baskı ve zulüm olmasın istiyoruz. Gazetecilere, milletvekillerine, askerlere, Atatürk’e, pırıl pırıl gençlere, onları destekleyenlere sevgi ve hoş görü ile yaklaşılmasını, üzerlerinde tesis edilen baskıların kaldırılmasını istiyoruz. Kısacası saygı ve sevgi istiyoruz. Ukalalık, alaycılık, küçümseme, kendini üstün görme, nifak sokma gibi kötü şeyler istemiyoruz.

Sevgili okurlarım, eğer beni bu satırlara kadar okuma nezaketini göstermişseniz sizden bu sıra dışı yazım nedeni ile özür diliyorum. Bu kez makalemi ekonominin dışında ama ekonomiyi son derece olumsuz etkileyeceğini düşündüğüm konulara ayırdım.

Hepinize aydınlık bir Türkiye diliyorum.

Can Komar
Steeltürk - Neksport Danışmanlık
cskomar@googlemail.com;komar@neksport.com

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş