Ana Sayfa > Yazarlar > Ali Rıza Büyükuslu Tüm Ali Rıza Büyükuslu Yazıları

Milliyetçi Ekonomi

Dünyada Yükselen ‘Milliyetçi Ekonomi’ Yaklaşımı,  Yeni Riskler ve Dünya’nın ‘Democracy Deficit’ Problemi

Dünya ekonomisi üzerine kafa yoran bir çok global ekonomik kuruluş, akademisyen, uzman ve gazetecinin son yıllarda ekonomi biliminin odaklanması gereken iki temel alana vurgu yapmaktadır:

1)      İnsanlığın Refahı (The well –being of people)

2)      Gezegeni Koruma (Protecting the Planet).

Dolayısıyla, bu iki önemli konuda ülke ekonomisi ve sosyal politikalarının yeniden gözden geçirilmesi gerekmektedir. Ancak bu sanıldığı gibi kolay bir misyon olmadığı gibi yeni bir çok mücadele mecralarını ve yeni risk alanlarını karşımıza çıkarmaktadır. Bunlar,

1)      Ekonomide yükselen MİLLİYETÇİLİK yaklaşımları

2)      Yükselen ırkçılık ve göçmen düşmanlığı (özellikle Müslümanlara karşı)

3)      İklim değişimi (Climate Change)

4)      Küreselleşme ve Eşitsizlik (Globalisation and inequality)

5)      Global ekonomiyi hale hazırda tehdit eden finansal kriz(Financial crises still treatening the global economy)

6)      Politik istikrarsızlık (Political instability)

7)      İşsizlik ve İş yaratma (unemployment and job creation)

8)      Yeni Enerji kaynaklarına olan ihtiyaç artışı (need for new energy sources)

9)      Yeşil ve Adil Dünya (Green and Fair World)

10)  Enflasyon ve Fiyatlar (Inflation and Prices)

11)  Sosyal fayda projelerinin (sosyal sorumluluk) ve sosyal girişimcilerin sayısını dünya düzeyinde artırma ihtiyacı ( Social benefits and Social enterprise)

12)  Verimlilik ve Teknoloji (Productivity and Technology)

13)  Bölgesel gelişim ve kalkınma programları (Regional Development and Growth)

14)  Yeni inovasyon ve girişimci kültürü (New innovation and entreprenours culture)

Global dünyanın yeni mücadele alanları olarak tanımladığımız yukarıdaki parametreler dahil geniş anlamda insan hakları, insani gelişim, hukuk ve sosyal politika alanlarında özellikle EKONOMİK KÜRESELLEŞMENİN BERABERİNDE GETİRDİĞİ SOSYAL TAHRİBATI önlemek veya en azından dengelemek adına son 20 yıldır yapılan tüm iyi niyetli uluslararası ve bölgesel sosyal sorumluluk yada sosyal kapitalism (vahşi kapitalism’i dizginlemek yada frenlemek için konvensiyonel sosyal politika yada proje bazlı sosyal inovasyon faaliyetlerinin hayata geçirilmesi)  çalışmalarına rağmen dünya’nın  bugün geldiği noktada ciddi bir ‘democracy deficit’  problemi yani başka bir ifade ile bir demokrasi açığı verdiği çok net olarak görülmektedir.  ABD, Birleşik Krallık (UK), Almanya, Fransa, Hollanda, Avusturya, Macaristan, Filipinler, Rusya vb örneklerinde gördüğümüz üzere pompalanan milliyetçilik,  aşırı sağ ve muhafazakar kesimlerle birlikte kilisenin de desteğini alan farklı dinlere-mezheplere olan karşıtlık, göçmen düşmanlığı, yoksulluğun ve işsizliğin beslediği ırkçı yaklaşımlar ve politikalar yavaş yavaş iktidara gelmekte ve küresel sorunlar ile mücadelede küresel çözümler üretmek ve istihdam dostu üretim ekonomisine yeniden odaklanmak yerine milliyetçi ekonomik ve milliyetçi siyasal  politikaları küreselleşmeden gelen tüm belaların yok edilmesi için yeni bir ekonomik, politik ve siyasal kurtuluş projesi olarak ortaya koymayı tercih etmektedirler.

Hepsinin derdi büyük ABD’yi, güçlü Almanya’yı, büyük İngiltere’yi veya en büyük Fransa’yı milliyetçi söylemlerle kurmak, eski görkemli günlerine döndürmek, yabancı işçi göçü ve radikal islam düşmanlığı üzerinden en azından batıda kilise yanlısı muhafazakar  faşizm  yada gerçeklik ötesi milliyetçi  politikalarla halkın önemli bir kısmını konsolide etme (özellikle, eğitimli işsizleri, vasıfsız işsizleri, yaşlı nüfusu, geleceğinden korkan genç işsizleri, okul terkleri , eski göçmenlerini, eğitimsiz ve sosyal dışlanmış gruplarını), kutuplaştırma ve dünyada yaşayan diğer yoksul ve dezavantajlı grupları ötekileştirme  yada onları istemiyoruz diyen bir politik söylemi kullanarak yada istismar ederek,  iktidara gelmeyi ve kendi iç politika ve güç savaşları için küresel barış ve diyalog kanalarını kapatmayı göz önüne almak suretiyle tüm dünyayı yaşanmaz bir yer yapmak dışında küresel tehditler, savaşlar ve  yüksek riskli güvenlik sorunları ile meşgul eder noktaya getirmiştir. 

Söz konusu kısır milliyetçi ekonomik politikalar en çok gelişmekte yada yeni ekonomileri  (emerging market) temsil eden ve kalkınmasını hızlı büyüme, yatırım, ihracat, yeni pazarların keşfi, uluslararası ticaret , altyapı yatırımları, bölgesel ekonomik politikalara ihtiyaç duyan ülkeleri ve buralarda yaşam savaşı veren insanlığı vuracaktır.

Özellikle son 20 yıldır gelişmekte olan ülkelerin küresel rekabet arenasında sergilediği ekonomik performansın  sürdürebilirliği ve kalıcı demokrasiye ve hukuk devletine sahip olma hedeflerine ulaşmalarının önündeki kendi iç çatışmaları veya ulusal sorunları dışındaki en büyük engel, gerekli olan uluslararası barış, uluslararası adil üretim ve paylaşım ikliminin sağlanması suretiyle  Dünyanın nispeten yoksul kalmış coğrafyalarında yaşayan insanların bireyselleşmesini sağlayacak ve özgürlükleri genişletecek yapısal küresel sosyal reformların bir türlü hayata geçirilememesidir. Nitekim, Birleşmiş Milletler (UN)-İnsanlık Gelişim Raporu 2015 (Human Devolopment Report, 2015) yayınladığı raporda insanlık gelişimi konusunda bir çok az gelişmiş yada gelişmekte olan ülkeyi yeterli bulmamakta ve bu konudaki karnelerinin kötü olduğunu açıklamaktadır. Maalesef,  İnsanlık gelişim indeksine göre Türkiye insani gelişim sıralamasında Bulgaristan, Lübnan, Trinidad and Toboga, Antique and Barbuda, Küba, Romanya, Iran ve Mauritous gibi ülkelerin arkasında kalarak 188 ülke arasında dünyada 72. sırada gösterilmektedir. İnanılması güç olan bu sıralamadaki yerimizi beğenmeme, eleştirme ve Birleşmiş Milletleri Türkiye ile ilgili çifte standart yapmakla suçlama hakkımızı her zaman saklı tutmakla birlikte unutmamamız gereken nokta dünyadaki bir çok küresel kuruluş ve yatırımcıların global tüketici ve insan hakları bağlamında bu raporlara son derece itibar ettikleridir. Yatırım kararlarını sadece uluslararası ekonomik kuruluşların değerlendirmeleri yada notlarına göre değil aynı zamanda söz konusu sosyal, insani ve hukuk devleti evrensel norm ve standartları baz almak suretiyle de vermektedirler. En azından teoride böyledir.

Bu bağlamda, son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde yükselen ırkçılık ve faşizm trendlerinin ciddi bir demokrasi sorunu ve zafiyeti doğurduğu gözlemlenmektedir. Tarihsel süreç de yıllar itibariyle elde ettikleri insani gelişim, sosyal ve hukuk devleti kazanımlarından uzaklaşma sinyalleri veren batı medeniyetinin  zayıflamaya başladığı bu alanlarda dünya liginde  çok üst sıralardaki eski konumuna geri dönmesi , diğer az gelişmiş ülkelere tekrar örnek olabilmesi ve  insani değerlerin dünya ölçeğinde yaygınlaşması için başta bireysel özgürlüklerin, hukukun bağımsızlığı ve üstünlüğünün, katılımcı demokrasinin, örgütlenme hakkının, ulusal çevre duyarlılığı ve gezegenin korunması, milletin çoğunluğunun gelir ve refah düzeyinin artırılması (yoksullukla ve işsizlikle mücadele), adil gelir paylaşımı, her türlü inanç ve yaşam kodlarına saygı gösterilmesi konusunda tam kapasiteli bir demokrasi ve hukuk düzenine ihtiyaç vardır. 

Bugün itibariyle iktisatçıların çok eleştirdiği ülkelerin cari açık, bütçe açığı ve bireysel, kamusal ve özel sektörün borç sorunundan daha büyük sorun sosyal gelişmişlik düzeyi ve buna paralel artan bir hızla devam eden ahlaki çöküntü, kültürel deformasyon ve cehaletin kurumsallaşma boyutudur. Dijital teknoloji ve inovasyon bazlı üretim devrimini iyi anlamak gerekir. Nasıl sermaye yatırım yaparak, üretme özgürlüğünü savunarak, ürün çeşitlemesi yaparak, pazarda rekabet avantajı yakalama hakkını sınırsız kullanmak ve girişimciliğin önündeki engelleri aşmak için global liberal pazar ekonomisini savunuyor ise bugün; emek, çalışanlar ve ya bireylerde demokrasi çeşitliliği talep etmekte, yaşamlarına ait sosyal inovasyon istemekte, sadece emek tarafı olarak değil aynı zamanda kapitalist sistem içinde tüketimden gelen gücünü kullanmak istemekte, sağlığı, yemesi, içmesi, sanatsal, kültürel tüketim ve ya çevre ve doğa ilişkilerinde bireysel tercihlerinin dikkate alınmasını ısrarla vurgulamaktadırlar.  Ve nihayet her bireyin birbirinden çok farklı demokratik istemlerine kitlesel veya çoğulcu demokrasi anlayışı ile cevap verilmesinden ziyade her insana ayrı ayrı hitap eden evrensel-insani ve bireysel gelişim hak arayışlarını siyaset kurumundan veya yönetim erkinden istemektedirler.

Sonuç olarak, tüm dünyada sosyal-insani gelişme ve demokrasi düzeyinde yaşadığımız ciddi sorunlara paralel gelişen dijital gençliğin ve genel olarak toplumun bireyselleşme ve farklı alanlarda ve özellikle seçim dönemleri dışında da özgürleşme ve yönetime katılma taleplerini anlayabilmek, yükselen ırkçılık ve din temelli faşizm karşısında bir çok ülkede yaşanan toplumsal itiraz, bilimin ve aklın direnci ve hatta sivil itaatsizlik dahil bir çok sosyal türbülansı iyi yönetmek ve insanlığı söz konusu karanlık dönemden çıkartıp,  her alanda demokrasinin, adaletin, eşitliğin, hukuk ve paylaşım ekonomisinin önünün açılması için çalışmak son derece önem arz etmektedir.         

Firma Ürün Arama Motoru

ÜCRETSİZ OLARAK FİRMANI HEMEN EKLE

Sektör Rehberi

Üye Firma Giriş